Whatsapp Hattı0552 513 68 80

SON DAKİKA
Ana Sayfa » Köşe Yazarları » KRİSTAL TUZ NASIL KULLANILMALI? SOLE KULLANIMI

KRİSTAL TUZ NASIL KULLANILMALI? SOLE KULLANIMI

Tarık Özdolap

Tarık Özdolap

tüm yazıları
A - +

Köşe Yazarları - 02.11.2014 - 0:39

Merhabalar,

Kristal tuzumuzu yavaş yavaş tanımaya başladık, bundan sonra artık nasıl kullanılacağı üzerinde duracağız. Daha sonra da detaylı olarak çeşitli hastalıklarda nasıl etkileri var ve o durumda hangi şekillerde kullanacağız onları inceleyeceğiz birlikte.

Kristal tuzların öğütülmüş olanını veya mercimek şeklinde olan granül dediğimiz şeklini seramik değirmende öğüterek yemeklerde bildiğimiz tuz yerine kullanırız. Zaten rafine tuzu hayatımızdan çıkartmıştık değil mi? Ne yaptık elimizde kalan rafine tuzları? Sakın çöpe atmayın yazık para vermiştiniz, lavaboya boşaltıp üzerine sıcak su dökün, lavabonuzu açsın.

Bu doğal tuzu yemeklerinizde kullanmalısınız, çünkü bedeninizde ne kadar zararlı madde varsa, bu tuzun etkisiyle nötralize olacak ve zamanla atılabilecektir. Profesyonel sporcular da elektrolit dengelerini sağlayabilmek için bu tuzu yalıyorlar ve böylece kas tutukluğuna sebep olan magnezyum eksikliği meydana gelmemiş oluyor. Nasıl çamaşır makinelerinde kireç çözücü olarak tuz kullanılıyorsa bu tuz da bedenimizde aynı etkiyi yapar ve su ile birlikte detoks işlemine olanak sağlar.

Yemekler dışında, kristal tuzun en önemli kullanım alanı içme suyunda sole olarak kullanımıdır. Hücrelerde canlılık olaylarının sürekli olabilmesi için; vücuda her gün kilomuza bağlı olarak yaklaşık 2-3 lt. su ve 5-10 gram tuz almak gerekir. Vücuda her gün gerekli oranlarda tuz alınmadığı zaman; sebebi açıklanamayan, bilinemeyen sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınır. Bu sebepten dolayı tuzda su gibi temel besin maddesidir. Hastalıklardan uzak bir şekilde yaşama devam edebilmek, ancak bu iki temel besin maddesinin her gün düzenli olarak gerekli miktar ve kalitede vücuda alınmasıyla mümkündür.
Neredeyse bütün canlılarda, temel biyolojik fonksiyonları tuz ve su dengede tutarak düzenler. Su ve tuz insan vücudu için temel besin maddeleri olmasının yanı sıra mucizevi bir biçimde iyileştirici güç etkenidir. İşte bu amaçla su ve tuzu doğanın kurallarına göre bir araya getirerek SOLE denilen sıvıyı elde etmemiz gerekiyor.

Su ve tuz bir araya getirildiğinde tuz suyun içinde %26 yoğunluğa ulaşacak kadar erir ve durur, buna doyma noktası denir. İşte bu doyma noktasındaki su ve tuz karışımına SOLE denir.
Sole elde etmek için bir kavanozun yarısına kadar granül veya halit kristal tuz konur, üzerine ise içme suyu eklenir. Kavanozun kapağı metal olmamalıdır. Kapağı bir süre açık bırakılarak ara sıra karıştırılarak beklenir. 2 saat sonra kristal artık erimemeye başlar, işte artık SOLE miz olmuştur, kullanmaya başlayabiliriz.

Su ve tuzdaki iyileştirme gücü, çağdaş bilimin gelişmesiyle, insanın pek çok sahada sahip olduğu bilgiler gibi yeniden araştırılıp gün yüzüne çıkarılmaktadır. Yüzyıllar boyunca, hemen hemen dünyanın her tarafında, su ve tuz birlikte kullanılarak önemli bir iyileştirici-tedavi edici besin maddeleri olmuşlardır.

Biz bu SOLE yi içtiğimiz suya damlatarak ekliyoruz ve içiyoruz. Gün boyunca içmemiz gereken suyu soleli olarak içiyoruz. İlk suyumuzu sabah uyanır uyanmaz içiyoruz. Kahvaltıdan yarım saat önce 2 bardak soleli su içiyoruz. Sonra her yemekten yarım saat önce 2 bardak soleli su içiyoruz. Her yemekten en az bir saat sonra su içiyoruz. Yemek sırasında içmiyoruz. Bu saatlerin dışında gerektiği kadar suyumuzu içerek günlük ihtiyacımızı tamamlıyoruz. İçtiğimiz her bardağa 3 damla sole damlatıyoruz.

İstisna nedir?
Yaşlılarda, tansiyon hastalarında, şeker hastalarında, kalp hastalarında ilk günden 3 damla ile başlamak doğru değildir. Nasıl ki çölde kalmış insanlara birden su verilmez, önce dudaklarına sürülür su, sonra da yavaş yavaş içirtilir, aynı şekilde on yıllarca su ve tuz görmemiş vücutlara birden su verdiğiniz zaman, çölden çıkmış insana su vermek gibi yıkıcı bir etki yapar. İşte bu yıkıcı etkiyi önlemek için akıllı bir şekilde vücuda yavaş yavaş su vermek gerekir. 1-2 ay içerisinde de istenilen düzeye ulaştırılır.

Öyleyse tansiyon hastaları yukarıda saydığım zamanlarda aynı miktarda su içecekler. Tek fark her bardağa 3 damla yerine 1 damla sole damlatacaklar. 1 hafta 10 gün bu şekilde 1 damla sole damlatarak kullanacaklar, sonra kademeli olarak arttırarak 1-2 ay içerisinde 3 damlaya çıkartmış olacaklar. Bu süre içerisinde kullandıkları ilacı bırakmayacaklar. Daha sonra doktor kontrolünde belki gün aşırı ilaç kullanarak daha sonra daha aralıklı sürelerde azaltarak ilaçtan kurtulmak mümkün olacaktır. Ben de tansiyon ilacından kurtulanlardan biriyim.

Çok basit bir baş ağrısı çektiğimiz zaman, vücudumuzun bize vermeye çalıştığı sinyalleri görmezlikten gelip, hemen en yakınımızdaki ağrı kesicilere koşarız. Vücudumuzun bize vermeye çalıştığı sinyalleri dikkate alıp çözüm üreteceğimize , ağrı kesicilerle o imdat çağrılarını bastırmaya çalışırız. Bu ağlayan bir bebeğin ağzını kapatarak susturmaya benzer. Su ve tuz konusunda elde ettiğimiz bilgiler, deneysel uygulamalar sonucu ortaya çıkarılmışlardır. Buna göre tansiyon da bir hastalık değil bir belirtidir. Vücudumuzun susuz kaldığının uyarısıdır.

Doktor Batmanghelidj; İran cezaevinde hasta olan ve açlık grevlerine giden bütün mahkumları, kendisi de dahil olmak üzere su ve tuz ile iyileştirerek, hayatta kalmalarını sağlamıştır. İki buçuk yıl süren mahkûmiyetini kendi isteğiyle, tahliye edilmesine rağmen altı ay uzatarak deneysel uygulamalarını tamamlamak için mahkemelerden geç tahliye edilmesini talep edip, bilimsel çalışmalarını tamamlamıştır. “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında bu deneyimlerini aktarmıştır. Okumanızı tavsiye ederim.

Bugün Almanya’da bir Amerikan sağlık enstitüsünün başında bulanan Profesör Peter Ferreira ve Doktor Barbara Hendel; 60 küsur doktor grubuyla bu enstitüde insanları sadece su ve tuz ile iyileştiriyorlar. Bundan dolayı su ve tuzun iyileştirici gücünü keşfetmek için; ne büyük bir laboratuara, ne büyük bir araştırmaya, ne de başka bir dayanağa ihtiyaç yoktur. En büyük laboratuar kendi vücudumuzdur. Kendi vücudumuzu gözlemleyerek elde edeceğimiz sonuçlar, gerçek kontrollerdir. Suyun ve tuzun iyileştirici gücünü, kendi vücudumuzda çok kısa bir sürede gözlemleyebiliriz.
Burada dikkat etmemiz gereken en önemli şey; suyun ve tuzun sadece miktarı değil, kalitesidir. Satın aldığımız en ufak bir eşyanın markasına varıncaya kadar her şeyin kalitesini ararken, vücudumuzu oluşturan ve canlılığımızı sağlayan bu iki temel besin maddesinin kalitesi ve miktarı üzerinde hiç düşünülmemiştir. Doğal tuzda; doğada var olan ve suda çözülebilen 84 element varken, rafine edilmiş sofra tuzunda bu sadece sodyum klorüre (NaCl) indirgenmiştir. Doğal tuz vücudumuzun zorunlu beslenme maddesi iken rafine edilmiş tuz, vücut için agresif bir zehir maddesi haline getirilmiştir. Vücut; bu zehirli agresif maddeyi dışarı atabilmek için daha çok suya ihtiyaç duyar. Böbrekler rafine tuzu dışarı atabilmek için zorluk çeker. Dışarı atamadıklarını vücutta nötrleştirmeye çalışır. Nötrleştiremediklerini kemikler ve eklemler üzerinde biriktirmeye başlar. Bu da romatizma, gut, artrit ve arthose(sürekli eklem ağrıları) gibi kemik ve eklem hastalıklarının oluşmasına sebep olur.

Hastanede dahi hastayı hayata döndürmek için veya kendine getirmek için ilk yapılan uygulama serum verilmesidir. Doktorlar tuzu yasaklarken hastaya serum verirler. Serum basit olarak baktığımızda su ve tuzdur. Yani hayatın en önemli 2 maddesi. İşte biz hayatımız boyunca bu 2 maddeyi her gün yeterli miktar ve kalitede sürekli alırsak hastanede vermelerine gerek kalmayacaktır. Sağlıklı yaşamanın ilk şartı budur: Su ve tuz

Böbreklerin içinde çok sayıda kılcal damar mevcuttur. Kalp kanı pompaladıktan sonra her atımda %20-25 kan böbreklerimize geliyor ve bu incecik damarlardan süzülüyor, protein gibi yararlı maddeler tutuluyor, üre, kreatinin gibi zehirli atık maddeler ayrıştırılıyor, temizlenen kan sisteme geri dönüyor, atık maddeler ise vücuttaki su fazlası ile idrar haline getirilip vücuttan atılıyor. Yeterli miktarda su alımı olmazsa böbrekler zehirli maddelerin atılımını gerçekleştiremiyor. Yeterli su tüketmeyen herkesin böbreğinde hayatının bir bölümünde mutlaka işlev bozukluğu gelişiyor.

Çok su içmek de az su içmek kadar zararlı. Günde 5-6 litre veya daha fazla su içtiğinizde böbreğinizin idrarı konsantre etme yeteneği zorlanıyor. Bu da vücutta sodyum oranını azaltıyor.
Düşük sodyum oranları da beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açıp hayatı tehdit ediyor. Su zehirlenmesi denilen olay bu olaydır.

Öyleyse ne az ne çok, kilomuz başına 30 ml kadar suyu mineralli olarak, yani içine sole damlatarak içmek zorundayız. Basit hesaplamak için kilomuzu 30 a bölebiliriz. Yani 60 kg birisi 2 litre su içmelidir.

Özetle bu su ve tuzu ya evimizde içeceğiz, ya hastanede serumla verecekler. İlla ki!

Bugüne kadar olan yazılarımızda neler öğrendik?
1. Rafine tuz zehirdir hayatımızdan çıkartmalıyız
2. Yemeklerimizde doğal tuzlar kullanmalıyız
3. İçme suyumuzda Himalaya halit kristal SOLE si kullanmalıyız.

Bu 3 maddeyi uygulamaya başladığımızda kısa zamanda hayatımızdaki değişiklikleri kendimiz de çevremizdekiler de farkedecektir.

Bundan sonraki haftalarda artık bu mucizenin hastalıklarda nasıl kullanılacağı konularına gireceğiz.

Haftaya görüşmek üzere tadınız tuzunuz eksik olmasın.

Tarık Özdolap

BirlikHaber Güncel Haber Akışı

Aksaray'ın Altın Markaları

Birlik Haber Gazetesi öne çıkan Aksaray firmalarını ağırlıyor.

marka
marka
marka
marka
marka
marka
marka
Reklam Bilgi0552 513 68 80 E-Postabirlikhaber@hotmail.com
SON DAKİKA

Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021