Whatsapp Hattı0552 513 68 80

SON DAKİKA
Ana Sayfa » Köşe Yazarları » PEKİ HANGİ TUZ ?

PEKİ HANGİ TUZ ?

Tarık Özdolap

Tarık Özdolap

tüm yazıları
A - +

Köşe Yazarları - 13.10.2014 - 21:41

Merhabalar Değerli Birlik Haber okuyucuları,

Haftalar çok çabuk geçiyor hemen yeni bir yazı zamanı geliyor. Geçen hafta neden rafine tuz kullanmamalıyız dedik, onu cevapladık.
Özetle rafine tuz, tuz tadında bir zehirdir dedik.

Peki o zaman ne kullanacağız? En doğrusu “Kristal tuz” kullanmalıyız.

Kristal tuz diyince şimdi hangi tuzlar var ki biz kristal olanı kullanmalıyız gibi bir soru gelebilir. Kristal tuza geçmeden önce biraz tuz çeşitlerinden bahsetmekte fayda var.

Tuzları öncelikle rafine tuzlar yani işlem görmüş tuzlar ve doğal tuzlar işlem görmemiş tuzlar olarak ikiye ayırabiliriz.

Rafine tuzları incelemiştik, bunların da iyotlusu iyotsuzu, sodyumu azaltılmışı gibi çeşitleri vardır. Bunların hepsi de bir işlem görmüşlerdir.
Doğal tuzları ise genel olarak deniz tuzları, kaya tuzları ve kristal tuzlar olarak ayırabiliriz.

Deniz tuzu, tuzla denilen göletlerde tuzlu deniz sularının buharlaştırılması metodu ile elde edilen saf tuzdur.Dünyamızın yaklaşık %70′ ini denizler oluşturur. Deniz suyunda yaklaşık olarak %3,5′ ini tuz oluşturmaktadır. Bu oran, denizden denize %1 ile %4,5 arasında değişiklik göstermektedir. Denizlerden tuz elde etme yöntemi en eski yöntemlerden biridir. Deniz kenarlarına suni göller yapılır, deniz suyu bu suni göllere alınır, güneş enerjisiyle buharlaştırılıp, arta kalan tuz alınarak elde edilir.
Birçok insan deniz tuzunun, sofra tuzuna iyi bir alternatif olduğunu düşünür, fakat bu düşünce geçerli değildir. Günümüzde denizlerimizde cıva, PCB ve dioksin gibi zararlı toksit zehirler ve ağır metaller mevcuttur. Denizlere lağım bile akıtıldığını düşünürsek ne kadar temiz olduğunu anlayabiliriz. Deniz tuzlarının %89’u ancak rafine edilerek kullanılabilmektedir. Deniz tuzu, eskiden olduğu gibi sağlıklı değildir.

Kaya tuzu eski denizlerin kuruması sonucu kayalarda birikmiş, denizin tüm minerallerini taşıyan bir tuzdur. Milyonlarca yıl önce oluştuğu için günümüzün sanayi kirliğinden etkilenmemiştir.

Kristal tuz ise bu kaya tuzlarının milyonlarca yıl yüksek basınç altında kalmasından dolayı kristalleşen tuzdur. Yüksek basıncın etkisi ile yoğunlaşıp küçülmüştür. Kristal tuzun bu ince molekül yapısı beden için çok sağlıklıdır çünkü bu sayede tuz iyonları hücre zarından kolayca hücreye giriş yapabilir.

Kaya tuzu, hemen hemen dünyanın pek çok yerinde bulunup çıkarılmaktadır. Ancak kristal tuza, şu ana kadar dünyanın pek az yerinde rastlanmıştır. Kristal tuzların en önemlisi; Pakistan sınırları içinden geçen Himalaya sıradağlarının altında bulunan Himalaya Kristal Tuzudur. Himalaya Kristal Tuzu, yaklaşık olarak 250 milyon yıl önce ana denizin kuruması sonucu oluşmuştur. Himalaya Kristal Tuzunu kaya tuzundan ayıran en önemli özelliği ise; yüksek basınç altında kristalleşmiş olmasıdır. Denizleri kurutan yüksek güneş enerjisinin belli bir kısmı bu tuzlarda hapsolarak depo edilmiştir. Himalaya Kristal Tuzu, su içinde çözüldüğünde, milyonlarca yıl önce içinde depo ettiği bu güneş enerjisini tekrar suya verir.
Yapılan laboratuar araştırmaları; gerek kristal oluşumu açısından, gerek minerallerin bileşimleri açısından ve gerekse de çıkarılış-üretim biçimi açısından dünyadaki en kaliteli tuzun, Himalaya Kristal Tuzu olduğunu ispatlamıştır. Himalaya Kristal Tuzu; kristalleşme evrimini tamamladığından dolayı molekül yapısı çok küçük ve incedir. Bundan dolayı bu kristal tuz kolloidaldir ve hücre içerisine çok rahat bir biçimde girebilmektedir.

Kaya tuzu ile kristal tuz arasındaki bu fark, taş kömürü ile elmas arasındaki farkla aynıdır. Taş kömürü ile elmas kimyasal açıdan aynı minerallere sahiptirler ve her ikisi de karbon atomundan meydana gelmişlerdir. Kömür kristalleşme evrimini tamamlayamadığı için siyahtır ve saydam değildir. Elmas ise; çok yüksek bir basınç altında yoğunlaşarak saydamlaşmış, sertleşmiş ve parlaktır. İşte kaya tuzu ile kristal tuz arasındaki fark böyledir. Kaya tuzu oldukça kaba bir molekül yapısına sahiptir ve hücre içine girmesi oldukça zordur. Kristal tuz ise bunun tam tersidir.

Himalaya tuzunda en az 84 element bulunur, dünyada var olan neredeyse tüm elementler Himalaya tuzunda mevcuttur.
Ne “tesadüftür” ki, bedenimizin doğal yapısında da yine bu 84 elementin varlığına şahit oluyoruz. Ancak günümüz yaşam koşulları ve beslenme şeklimiz nedeniyle bedenimizin element dengesi de giderek bozuluyor. Maruz kaldığımız elektromanyetik alanlar, GDO’lu gıdalar, tarım ilaçları, kalitesiz besin ve kalitesiz su, bu dengenin altüst olmasına ve bedenin mineral açlığına sebep oluyor. Bu 84 elementin tamamı bedenimizin doğasında da mevcut olduğundan, beden element eksikliğini Himalaya tuzu sayesinde kolaylıkla tamamlayabiliyor. Bu da sağlıklı yaşama doğru atılan en önemli adımlardan biridir.

İnsan vücudunun temel yaşamsal fonksiyonlarını su ve tuz birlikte düzenler. Hücrelerimizin içindeki sıvı ile hücre dışındaki sıvı, yoğunlukları farklı olan birer tuzlu sudur. Vücudumuzdaki hiçbir sinir hücresinin, diğer organ hücreleriyle herhangi bir bağlantısı yoktur. Oysaki beyin, vücudumuzun bütün hücreleriyle iletişim içerisindedir. Yalnız bu iletişim, hücre dışı suyun elektrik iletkenliği özelliğinden yararlanılarak yapılır. Saf su elektrik iletmez. Yalnızca tuzlu su elektrik iletir. Böylece hücreler arası ve hücrelerle sinir sistemi arasında iletişim mümkün olmaktadır. Bu, şu demektir; Tuz olmadan insan ne düşünebilir, ne konuşabilir, ne de diğer organların verdiği bilgileri alıp reaksiyon gösterebilir. Vücudumuzdaki bütün yaşamsal olaylar, hücre içi ve hücre dışı bu tuzlu suda gerçekleşmektedir.

Bütün hücrelerimize taşınan besinler, hücre dışındaki sıvıyla taşınır. Hücre dışı tuzlu su ile hücre içi tuzlu su arasında madde alışverişi, yine bu iki su arasındaki tuz yoğunluğu farkından ortaya çıkan OZMOS olayı ile olur. Hücrelerimizin dışındaki sıvının su oranı %94’tür. Buna karşılık hücre içindeki sıvının, su yoğunluğu %75’tir. Bu oran insandan insana değişir. Ayrıca her insanın su ve tuz tüketme alışkanlığına da bağlı olarak değişebilir.

Kısaca tuz olmadan hiçbir canlılık olayı meydana gelmez. Tuz insan yaşamı için vazgeçilemez bir işleve sahiptir. Buna rağmen doktorlar ‘Yüksek tansiyonunuz varsa, tuzdan uzak durun’ derler. Bunu neden söylerler? Bu insanın ölümünü yavaş yavaş hızlandırması demek değil midir? Evet aslında doğru söylerler, tuzdan uzak durmak gerekir ama hangi tuzdan? Onların söylediği rafine edilmiş tuzdur. Doğal tuz, zorunlu bir besin maddesi iken, rafine edilmiş tuz tam anlamıyla vücut için düşman olan bir zehirden başka bir şey değildir. Rafine edilmiş tuz, sadece yüksek tansiyon yapmaz, kansere varıncaya kadar birçok hastalığında oluşmasına sebep olur. Bundan dolayı ister deniz tuzu olsun, ister kaya tuzu olsun, isterse kristal tuz olsun, eğer rafine edilmişse kesinlikle uzak durulmalıdır.

Vücudumuzda tuzun bir diğer önemli görevi de, potasyum-sodyum pompası ile OZMOS gücünün sürekliliğini yaratarak, vücudumuzun doğal su dengesini düzenlemektir. Aynı zamanda vücudun ağır metallerden ve toksinlerden arınmasını da sağlamaktır. Eğer vücudumuzda tuz açlığı başlarsa, çeşitli fonksiyonel bozukluklar yaşarız.
Bundan dolayı her gün doğru oranda tuz ve doğru oranda su almak gerekir. Yeterli oranda tuz alınmadığı zaman vücutta aşağıda ki belirtiler ve bozukluklar ortaya çıkar.
– Aşırı terleme
– Mide bulantısı ve kusma
– Yorgunluk
– Vücudun esnekliğinin kaybolması
– Deri kuruması
– Uzun zamanlı ishaller
– Kramp
– Düşük tansiyon
– Kan dolaşım bozuklukları

Burada özet olarak aklımızda tutmamız gereken en önemli noktalar şunlardır:
1. Rafine tuzu hayatımızdan çıkartmalıyız
2. Sıradan kaya tuzu veya Himalaya tuzu değil, Himalaya kristalini hayatımıza sokmalıyız.

Gelecek haftalarda daha detaylı bilgilere girmeye başlayacağız, çeşitli hastalıklarda su ve tuzun payını inceleyeceğiz.

Tekrar görüşmek üzere. Tadınız tuzunuz eksik olmasın.

Tarık Özdolap

BirlikHaber Güncel Haber Akışı

Aksaray'ın Altın Markaları

Birlik Haber Gazetesi öne çıkan Aksaray firmalarını ağırlıyor.

marka
marka
marka
marka
marka
marka
marka
Reklam Bilgi0552 513 68 80 E-Postabirlikhaber@hotmail.com
SON DAKİKA

Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021