
ANKARA – BHA
Eğitimci-Türkolog Hayat Aras, yazısında şu ifadelere yer verdi:
”Havasını soluduğum, toprağını adımladığım her coğrafyayı anlamlandırarak, dünün yalın gerçekleriyle keşfetmeyi seçerim. Bilimin soğuk nesnelliğine teslim olmadan önce, o toprağın insanlarının ortak hafızasına kulak veririm; bilirim ki rasyonel olanın tohumu tam da orada saklıdır. Tozlu sayfaların peşinde koşmaktansa, dünün bugünde bıraktığı o canlı izleri sürmek asıl gayemdir. Altay’da da bu yolu izledim; bulabildiğim her kısa aralıkta dağın taşın, akarsuyun, uçar suyun, kurdun kuşun söylencelerini yerel insanlardan öğrenmeye çalıştım. Soracak kimseyi bulamadığım anlarda ise evrenin asıl sahiplerini, doğayı dinleme yolunu seçtim.
Bu içsel arayışla, Katun Irmağı’nın hırçın, turkuaz akışını izleyerek Aya Gölü yakınlarındaki o dik tepeye doğru tırmandık. Yükseldikçe nehrin yatağı aşağıda ilmek ilmek açılıyor, karşı kıyıda tüm dinginliğiyle Souzga köyü beliriyordu. Kafamı yukarı kaldırdığımda, Rusça Çörtov Palets (Чёртов Палец), yani “Şeytan Parmağı” adıyla bilinen bu kaya oluşumunun gizemi hemen çözülüverdi. Yerden göğe uzanan iri bir uzvu, ucundaki dikey çıkıntısıyla da yırtıcı bir tırnağı andıran silüeti, adının anlamını açıkça ortaya koyuyordu. Doğanın rüzgârla, Sibirya soğuğuyla ve nehrin antik taşkınlarıyla bir heykel gibi yonttuğu bu dik yapı; Rusçada ostanets adı verilen, çevresindeki yumuşak taşlar zamanla aşınıp yok olurken sağlamlığı sayesinde ayakta kalan ve geçmişteki yeryüzü biçiminin son parçası olarak orada direnen zamansız bir tanık kayaydı.
Bizim topraklardaki Kapadokya, Eskişehir Yazılıkaya ya da Hasankeyf çevresindeki aşınım kalıntılarıyla benzer yazgıyı paylaşan bu nesnel gerçeğe rağmen, çevrede fısıldanan söylencelere kulak astım. En yaygın olanında, Altay topraklarını ele geçirmek isteyen karanlık dev Çerto ile genç savaşçı Kuyum karşı karşıya geliyor; amansız mücadelenin sonunda Kuyum’un asil atı Çerto’yu toprağa gömüyor ve canavarın dışarıda kalan son lanetli parmağı zamanla taşlaşarak bugünkü yapıya dönüşüyordu. Bir başka anlatı; bu dikliği, nehirlerin peşine düşen yeraltı hükümdarına bağlıyordu. Bu hikâyelerin ne kadar eskiye uzandığı kesin olarak bilinmediğinden, onları eski inançların doğrudan kalıntıları saymak yerine, kayanın çevresinde bugün bile nefes alan anlatılar olarak değerlendirmek en doğrusuydu.
İşte tam bu noktada, o patikada karşılaştığım yerli turistleri durdurup bu taşın Altaycasını sorduğumda aldığım o net “Yok” yanıtı, kulaklarımda uğuldayan rüzgârla birleşerek zihnimde sarsıcı bir aydınlanmaya yol açtı: Bu toprağın eski insanlarının ortak bilincinde bu tepeye ait aslında hiçbir kutsallık ya da özgün yer adı mevcut değildi! Bilindiği üzere eski Altay inanç dünyasında tek tanrılı dinlerdeki gibi mutlak, tek bir kötülük simgesi zaten yer almazdı; yeraltı dünyasının karanlığı ve kaos dengesi Erlik Han, ormanın sinsi ruhu Almıs ya da yıkıcı iblis ordusu Şulmus gibi unsurlarla açıklanırdı. Bu yönüyle yerlilerin dilinde Kormostuŋ Barmagı (Кормостуҥ Бармагы) ya da Şulmustuŋ Barmagı (Шулмустуҥ Бармагы) gibi bir sözcük mühürlenmemişti. Bu taşın adı da, ona bağlı üretilen rivayetler de eski olmayabilirdi. Aksine bunlar 19. yüzyılın sonunda bölgeye yerleşen Hristiyan Rus göçmenlerin ve Çarlık haritacılarının kayanın şekline bakarak ürettiği modern turistik kurgular olabilirdi.
Sonradan eklemlenmiş gibi duran bu yapay anlatılar; insanoğlunun bilimin ışığından yoksun olduğu, yer bilimini, yelin ve suyun aşındırma gücünü ya da yer sarsıntılarını henüz kavrayamadığı eski çağlarda, sıra dışı yeryüzü biçimleri karşısında verdiği ruhsal tepkinin evrensel birer tezahürü müydü acaba? Karşılarında devasa, sarp ve dik kaya oluşumları gördüklerinde derin bir ürperti ve hayranlık duyan eski çağ insanları, bilinmezliğin getirdiği boşluktan kaçıp bu büyük yapıları zihinlerinde akla yatkın bir çerçeveye oturtmak istemiş; bu durum da dik kayalıklara söylenceler, devler, tanrılar ya da olağanüstü öyküler giydirme eğilimini doğurmuştur. Dolayısıyla bu eğilim tek bir topluma özgü değildir: Yer altındaki erimiş kayaların soğumasıyla oluşan Wyoming’deki Devils Tower’ı, dev bir ayının pençe izleriyle açıklayan Amerika yerlilerinden; yel ve buzun milyonlarca yılda aşındırdığı Ural Dağları’ndaki Manpupuner sütunlarını taşa dönüşmüş bir devler ordusu olarak gören Rusya’daki topluluklara; Kutuplardan Anadolu’ya kadar dünyanın her yerinde göze çarpan ortak bir yansımadır bu. İnsanın bu görkemli yeryüzü mimarisi karşısında ürettiği gezici bilgiler ve yapay öyküler coğrafyaya şiirsel bir ruh katsa da bu anlatılar özünde, doğanın işleyiş sırlarını henüz çözememiş insan bilincinin evrensel bir anlam arayışıdır. Belki de bu arayışa çok eski zamanlarda verilmiş gerçek yanıtlar böyleydi. Kim bilir?
Zirveye doğru tırmanırken, sakin ve küçük bir gölet karşıladı beni. Göletin asıl sahiplerini; Altay’ın asil, mağrur ve özgür ruhları olan at sürülerini gördüm oracıkta. Rüzgârla kıpırdamayan havada gökyüzünün beyaz bulutlarını ve çevreleyen çam ormanlarını kusursuz bir ayna gibi yansıtan suyun kıyısına yanaşmışlar, ürkütmekten korktuğum muazzam bir sessizlikle su içiyorlardı. Dudaklarının suya her hafifçe değişiyle, göletin o pürüzsüz yüzeyinde incecik dalgalanmalar oluşuyor; dağ güneşi kısrakların ıslak, parlak yelelerinde adeta dans ediyordu. Burası, doğanın insan ruhuna fısıldadığı, kelimelerin kifayetsiz kaldığı masalsı bir dinginlik anıydı.
Göl kenarındaki bu masalsı huzurun hemen ardından yol aniden dikleşti ve doğanın şefkatli yüzü yerini bilimin, kasların ve iradenin sınanacağı zorlu bir sınıra bıraktı. Benim Şeytan Parmağı’nda karşılaştığım asıl bilmece ise kayanın kendisinden çok, ellerinde ve kucaklarında iri taşlarla o dik patikayı tırmanan çocuklar ve gençlerdi. Altay’da elinde taşla dağa çıkan birini görünce insanın aklı ister istemez önce dağın iyesine, omuzlardaki yükü zirvedeki taş yığınına, yani “Obo” alanına bırakma geleneğine gidiyor. Ama bu kez taşın dili bambaşka çıktı. Zirveye taşınan o yığınlar bir Altay inanışının taşları değil, Rus gezi kulüplerinin oluşturduğu popüler bir yansımaydı sanki.
Yokuş yukarı adım attıkça manzara daha da çarpıcı, daha da sarsıcı bir hal aldı: Sibirya’nın adıyla zıt olan bu dayanılmaz sıcaklıkta kan ter içinde kalan, hatta içlerinde kilolu bir çocuğun zorlanmaktan ağlayarak yukarı tırmanmaya çalıştığı 13-15 yaşlarındaki o Rus gençleri, çocuklar ve onlara eşlik eden yetişkinler… Başlarındaki hocaları sürekli nefes egzersizleri yaptırarak, o sert ama canlandırıcı Rus aksanıyla Bistro! Davay! “Çabuk! Hadi!” diye bağırıyor, dağda yankılanan sesler, çocukları tetikliyordu. Yorulanların omuzlarına babacan ama sarsıcı tokatlar indiriyor, Terpi! Vperyod! “Dayan! İleri!” komutlarıyla çocukların içindeki son direnç kırıntılarını da ateşlemeye çalışıyordu. Zaten ateşe ihtiyacı olmayanlar çoktan yukarı çıkmıştı; onların ödülü, dağda yükselen o gür sesteki Molodets! “Aferin!” yankısıydı. Ama zorlandığı için çıkamayan ve ağlayan 13-14 yaşındaki o kilolu çocuk için ise geride, ona sürekli nefes egzersizleri yaptırarak ve komutlar vererek üstün bir çaba gösteren bir antrenör vardı. O an bir yanım çocuğu bağrıma basıp şefkat göstermek istese de diğer yanım mücadelesini destekliyor; sözlerim ve bakışlarımla onu yukarı doğru harekete geçiriyordum. Hocanın bu davranışı karşısında, çok sevdiğim ama sadece doğru anlaşılıp doğru zamanda kullanılması gerektiğini düşündüğüm o slogan geliyordu aklıma: “Kaybedenler, vazgeçenlerdir.” Ben de vazgeçmeden sıcağa inat tırmanışa devam ettim.
Gözlerimin önündeki bu mücadele sahnesinin ardında resmi bir disiplin yatıyordu. Merakımı gidermek için sorduğumda Çertov Palets’in yakınındaki çocuk ve gençlik spor kamplarında farklı dallardan sporcuların çalıştığını, bu dik tepenin de doğal bir antrenman parkuru olarak kullanıldığını söylediler. Daha da ilginci, merakımı iyice gidermek için bilgi aradığım sıralarda yakın çevrede 14 yaş üzeri karma dövüş sanatları sporcularının Temmuz ayının ilk iki haftasında dönemsel dağ kondisyon kampına devam ettiği bilgisine ulaşmıştım. Bu sıcakta ve bu zorlu tırmanışta taşlar neden taşınıyor sorusunun zihnimi meşgul eden taşları, yerine oturmuştu. Taşların büyüklüğü, taşınma biçimi ve yetişkinler eşliğinde tek bir ritimle hareket etmeleri, karşılaştığım görüntünün bir gelenekten ziyade bir dayanıklılık çalışması olduğunu düşünmemi sağlamıştı.
Gerçek şu ki, zorlu coğrafyalar her zaman kendi çetin şartlarına meydan okuyan zorlu aktiviteler doğurur. Tıpkı Sibirya’daki Krasnoyarsk Sütunları’nda onlarca metre yükseklikteki dik kaya bloklarına hiçbir halat veya güvenlik ipi kullanmadan, sadece çıplak elleriyle tırmanan “Stolbizm” sporcuları gibi; buradaki gençler de o ağır taşlarla bu dik yamaçta kendi sınırlarını zorluyorlardı.
Böylece ilk bakışta inanç dünyasına açıldığını sandığım o gizemli görüntünün ardında, beni büyüleyen bambaşka bir hikâye çıktı: Şeytan Parmağı’nın söylencelerinde insan taşa dönüşüyordu; benim karşılaştığım gençlerin elindeyse taş, güce dönüşüyordu. Burası benim için, doğanın en şefkatli masallarından biri olan o atlı gölet ile insan eliyle yaratılan kurguların ve modern irade sınavlarının bugünkü en canlı izinin kesiştiği, muazzam ve unutulmaz bir sorgulama alanı oldu.”
Birlik Haber Gazetesi öne çıkan Aksaray firmalarını ağırlıyor.
17 Ağustos 2026 İMO Antalya Şubesi’nden deprem uyarısı: “Riskli yapıların hangileri olduğunu bilmiyoruz”
17 Ağustos 2026 Antalya, mavi bayrakta dünya birincisi
BirlikHaber Güncel Haber Akışı
Bugün En Çok Okulanlar
Aksaray Haberleri Aksaray’da İhraç edilenlerin listesi

Köşe Yazarları ASTIM, BRONŞİT, KOAH ve Himalaya Kristal Tuzu

Köşe Yazarları KRİSTAL TUZ NASIL KULLANILMALI? SOLE KULLANIMI
Aksaray Haberleri Aksaray’da Yangın, çok sayıda yaralı var
Aksaray Haberleri 1 Ocak 2016’da tüm ehliyetler değişecek
Birlik Haber Gazetesi İmtiyaz Sahibi YS Grup adına Yaşar SARIKAYA
E-Posta : birlikhaber@hotmail.com
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
Birlik Haber Gazetesi ile Aksaray Haberleri ve Son Dakika Aksaray İlçe Haberlerini Takip Edin. En Güncel Aksaray Haber Sitesi ve Aksaray İle İlgili En Son Gelişmeler.Konular
Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021
