Ana Sayfa » Aksaray Haberleri » Yerel Haberler » Prof. Dr. Zakir Avşar: Bayram geldi hoş geldi…

Prof. Dr. Zakir Avşar: Bayram geldi hoş geldi…

A - +

Yerel Haberler - 19.03.2026 - 0:00

Prof. Dr. Zakir Avşar: Bayram geldi hoş geldi…

ANKARA – BHA

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''Bayram geldi hoş geldi…'' başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

''Bir mübarek Ramazan-ı şerifi daha idrak ettik, elhamdülillah sonuna geldik. Bayrama erişiyoruz. Kutlu olsun, iyiliklere, güzelliklere, huzura, barışa, ebedi kurtuluşa vesile ve vasıta olsun…

Modern toplumların en dikkat çekici paradokslarından biri, maddi ilerleme ile toplumsal çözülmenin aynı anda yaşanmasıdır. Teknolojik gelişmeler, ekonomik büyüme ve kentleşme çoğu zaman insanlığın ilerleyişinin doğal göstergeleri olarak sunulmaktadır. Ancak bu ilerleme anlatısının arka planında daha az konuşulan fakat çok daha derin bir dönüşüm gerçekleşmektedir. Toplumsal bağların zayıflaması, ortak anlam dünyalarının daralması ve insanın insana karşı taşıdığı ahlaki sorumluluk bilincinin aşınması, modern hayatın görünmeyen fakat en güçlü etkilerinden biri hâline gelmiştir.

Bu dönüşüm özellikle geleneksel toplumsal ritüellerin icra ve ifasında belirginleşmektedir. Bayramlar, dini bir ibadet ifası ve toplumun kendisini yeniden kurduğu, kuşakların birbirine bağlandığı ve dayanışma duygusunun tazelendiği günler olmuştur.

Bu günler, bireysel ibadetlerin de, toplumsal hafızanın ve ahlaki sorumluluğun da yeniden hatırlandığı zamanlardır. Ancak modern kent hayatının hızlanan ritmi içinde bayramın bu kurucu anlamı giderek zayıflamakta, birçok insan için bayram giderek daha çok bireysel bir tatil zamanına dönüşmektedir. Aile ziyaretlerinin seyrekleşmesi, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması ve bayramlaşma pratiklerinin sembolik düzeyde kalması, aslında daha geniş bir toplumsal dönüşümün göstergeleridir.

Günümüz toplumları, niceliksel büyümeyi ilerleme ile eşitleyen bir zihinsel çerçevenin içinde düşünmektedir. Daha kalabalık şehirler, daha yoğun tüketim, daha hızlı dolaşım ve daha geniş betonlaşma kalkınmanın işaretleri olarak görülmektedir. Oysa bu görünürdeki büyümenin arka planında toplumsal dokuyu zayıflatan, insanı köksüzleştiren ve kamusal hayatı kırılganlaştıran bir çözülme süreci işlemektedir.

Geleneksel dayanışma ağlarının yerini geçici ve yüzeysel ilişkiler almakta; komşuluk, mahalle ve aidiyet gibi değerler toplumsal hayatın merkezinden uzaklaşmaktadır. Böylece insanlar fiziksel olarak birbirine her zamankinden daha yakın yaşarken sosyal olarak her zamankinden daha uzak bir hayat sürmektedir.

Kent yaşamının ürettiği anonimlik sosyal ilişkilerin biçimini de, ahlaki davranış kalıplarını da dönüştürmektedir. Modern şehirlerde birey sürekli yabancılarla çevrili bir ortamda yaşamaktadır. Bu durum kamusal alanın sürdürülebilirliği için yeni davranış normlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Sosyolog Erving Goffman bu durumu “sivil/uygar dikkatsizlik” kavramıyla açıklamıştır. Goffman’a göre kalabalık kent yaşamında bireyler karşılaştıkları yabancılara müdahale etmemeyi, onların özel alanını ihlal etmemeyi ve mesafeli bir ilişki kurmayı tercih ederler.

Bu davranış biçimi çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Oysa sivil/uygar dikkatsizlik ahlaki bir duyarsızlık değil, kent hayatının sürdürülebilirliği için gerekli olan medeni bir davranış kodudur. Her karşılaşmada iletişim kurmaya çalışmak veya her yabancının hayatına müdahil olmak, şehir hayatını işleyemez hâle getirebilir. Bu nedenle modern kentte yazılı olmayan bir mesafe kültürü oluşmuştur. Bu mesafe kamusal alanın aşırı müdahaleden korunmasını sağlar ve sosyal sürtüşmeyi azaltır.

Ne var ki günümüz şehirlerinde bu medeni mesafe giderek farklı bir yöne evrilmektedir. Sivil/uygar dikkatsizlik birçok durumda sivil/uygar duyarsızlığa dönüşmektedir.

Bu noktada birey başkalarının sınırına saygı göstermek için geri dururken, karşısındaki insanın acısını, ihtiyacını ve varlığını görmemeye başlamaktadır.

Sokakta düşen bir yaşlıya bakıp yoluna devam etmek, ağlayan bir çocuğu başkasının sorunu olarak görmek ya da yardıma muhtaç bir insanın çağrısını duymazdan gelmek, büyük şehirlerin giderek sıradanlaşan manzaralarından biri hâline gelmektedir.

Bu dönüşüm bireysel ahlakın zayıflamasıyla açıklanamaz. Kentleşme biçiminin ürettiği anonimlik, sürekli hareket hâli ve mekânsal kopukluk bireyin kendisini kalıcı bir topluluğun parçası olarak hissetmesini zorlaştırmaktadır. İnsan artık bir mahallenin üyesi olmaktan çok bir kentin geçici kullanıcısıdır. Aidiyet duygusunun zayıflaması sorumluluk bilincinin de zayıflaması anlamına gelmektedir.

Bu noktada bayramların toplumsal işlevi daha açık biçimde anlaşılmaktadır. Bayramlar dini ritüeller olduğu gibi toplumun kolektif vicdanını yeniden hatırladığı zamanlardır. Bu günler kuşaklar arası bağların güçlendiği, kırgınlıkların giderildiği, yoksulların hatırlandığı ve komşuluk ilişkilerinin canlandığı toplumsal eşiklerdir. Bayram ziyaretleri, paylaşım pratikleri ve karşılıklı hatır sorma geleneği toplumun kendisini ahlaki olarak yeniden kurmasının yollarından biridir. Bu nedenle bayramların anlamı ibadetlerde ve ilişkilerde ortaya çıkar.

Maalesef İnsanlar bayramı giderek daha çok bireysel bir tatil deneyimi olarak yaşamaya başlamaktadır. Oysa bayramın asıl anlamı insanın kendisi için değil başkaları için de yaşadığını hatırlamasıdır.

Sürekli hareket hâlindeki modern hayat, bireyin kalıcı topluluk bağları kurmasını zorlaştırmaktadır. Ailelerin parçalanması, kuşakların farklı şehirlerde yaşaması ve komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, toplumun dayanışma kapasitesini azaltmaktadır. Bu durum modern şehirlerin mimarisinde de görünür hâle gelmektedir. Yüksek duvarlarla çevrili siteler, güvenlik kameralarıyla donatılmış sokaklar ve kapalı yaşam alanları çoğu zaman güvenliğin değil, güvenin azaldığını göstermektedir.

Toplumların gücü merhamet, sorumluluk ve dayanışma gibi ahlaki değerleri ne ölçüde koruyabildikleriyle belirlenir. Bayramlar bu değerleri hatırlatır. Bir yaşlıyı ziyaret etmek, bir yetimin başını okşamak ya da bir komşunun kapısını çalmak, bireysel bir iyilikle sınırlı değil; toplumsal dokunun yeniden örülmesidir. Bayramlar hepimize, modern toplumun unutmaya başladığı bir hakikati yeniden hatırlatmaktadır, toplum, bireylerin toplamı olduğu kadar paylaşılan sorumlulukların ve ortak değerlerin de bütünüdür.

Kuşkusuz ki modern şehirler büyümeye devam edecektir. Ancak asıl mesele şehirlerin büyümesi değil, şehirlerin insanileşmesidir. Kentler barınılan mekânlar olmalarının yanı sıra anlam üretilen toplumsal çevreler olmak zorundadır.

Eğer komşuluğu, dayanışmayı ve merhameti yeniden toplumsal hayatın merkezine yerleştiremezsek büyüyen şehirler küçülen insanlara ev sahipliği yapmaya devam edecektir.

Unutulmamalı ki, medeniyetin gerçek ölçütü kalabalıklar içinde yalınzlaşmamak ve   birbirimizin yükünü omuzlayabilme iradesidir.  

Nice bayramlara…''

Aksaray'ın Altın Markaları

Birlik Haber Gazetesi öne çıkan Aksaray firmalarını ağırlıyor.

marka
marka
marka
marka
E-Postabirlikhaber@hotmail.com

BirlikHaber Güncel Haber Akışı

Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021