Çin’in hayat hattı Türkiye’den geçiyor, Orta Koridor stratejik önemde

Yerel Haberler - 30.03.2026 - 0:00

ANKARA – BHA

Çin Türkiye Büyükelçisi, Milletvekili Abdulkadir Emin Önen'in konuya ilişkin Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Başkanvekili  ve Star Gazetesi Yazarı Cüneyd Altıparmak'a bulunduğu değerlendirmeler: 

Dışarıdan bakınca Çin devasa, soğuk ve sadece yukarıdan aşağıya emirle işleyen ruhsuz bir makine gibi görünür. Ama Pekin'de görev yaptığınızda şunu anlıyorsunuz: O "disiplin" dedikleri şey, aslında binlerce yıllık bir beka refleksi. Bugün İran-İsrail-ABD hattında yaşanan sıcak gerilimler, Çin'in neden bu kadar disiplinli ve "tetikte" olduğunu bize kanıtlıyor.

En büyük fark bence "hız" ve "uyum" dengesinde saklı. Dışarıdan Çin'i "statik ve değişmez" sanıyoruz. Oysa içeride, özellikle kriz anlarında inanılmaz bir manevra kabiliyeti var. Batı'da bir enerji kararı veya stratejik hamle aylarca demokratik süreçlerde tartışılırken, Çin bugün bir karar alıyor ve yarın sabah 1,4 milyar insan o yöne doğru akıyor.

Bugün gördüğümüz Rusya üzerinden İran'a akan lojistik destek, bu hızın ve devlet aklının en somut ürünüdür. İçeriden bakınca o devasa kütlenin, küresel bir kuşatma anında ne kadar kıvrak bir "stratejik kaleye" dönüşebildiğini görmek gerçekten sarsıcıdır.

 

Biz maalesef Çin'e ya çok romantik bakıyoruz ya da tamamen şeytanlaştırıyoruz. En büyük yanlışımız; Çin'i hâlâ sadece bir "ithalat kapısı" veya "ucuz iş gücü merkezi" olarak görmek. Çin artık sadece bir pazar değil, bir "ekosistem ve standart belirleyici" haline geldi. Özellikle güncel jeopolitik tabloyu ıskalıyoruz: ABD, Çin'in enerji damarlarını kesmek için Venezuela'dan başlayıp İran'a uzanan geniş bir sabotaj stratejisi izliyor. Washington, Pekin'i enerjiyle terbiye etmeye çalışırken biz hâlâ "al-sat" dengesini konuşuyoruz. Çin'i ne bir kurtarıcı ne de salt bir düşman olarak görmeliyiz; Çin, ABD'nin çevreleme operasyonuna karşı Avrasya'nın derinliklerinde yeni bir dünya inşa eden ve bizim de milli menfaatlerimiz doğrultusunda yönetmemiz gereken devasa bir gerçekliktir. Duygusal değil, rasyonel ve "devlet aklı" ile bakmamız gereken bir güç odağıdır.

Eskiden Çin "yük olmayalım, kendimizi geliştirelim" diyordu. Buna "stratejik sabır" ismi veriliyordu. Ama artık o dönem tamamen kapandı. Bugün Rusya ile birlikte İran'a sağladığı lojistik ve teknolojik koruma, Pekin'in artık mevcut sistemin içinde kalarak sistemi kendi DNA'sına göre modifiye ettiğini gösteriyor. Yani masayı tamamen devirmek yerine, masanın altına kendi enerji ve finans kanallarını döşüyor. ABD, deniz yollarını ve Venezuela gibi kaynakları sabote ederek Çin'i boğmaya çalıştıkça, Pekin "kara hakimiyeti" üzerinden kendi kurallarını yazıyor. "Benimle iş yapmak istiyorsan benim lojistik ve finansal kurallarım geçerli" diyor. Artık sadece bir oyuncu değil; Rusya-İran hattının lojistik garantörü olarak oyun kurucu koltuğuna oturdu.

Batı'nın bunu bir "distopya" gibi sunduğu doğru ama madalyonun öbür yüzü çok daha somut bir beka meselesi. Çin için bu bir "sosyal istikrar ve jeopolitik güvenlik" kalkanı. 1,4 milyar insanı, ABD kuşatması ve hibrit savaş tehditleri altındayken kaostan uzak tutmanın yolu bu dijital disiplinden geçiyor. Sert mi? Evet, bizim bireysel özgürlük anlayışımıza göre oldukça kısıtlayıcı uygulamalar var. Ama Çinliler bunu bir "kamu düzeni zırhı" olarak tanımlıyor. Özellikle küresel bir çatışma riskinin (İran ve Tayvan üzerinden) tırmandığı bu dönemde, bu sistemler toplumu tek vücut tutmak için kullanılan dijital birer mevzi haline geldi. Biz buna "dijital gözetim" diyoruz, onlar kuşatılmış bir kalede "dijital yönetişim" diyor.

Kuşak-Yol asla sadece bir yol projesi değildir; o, Çin'in enerji kuşatmasına karşı açtığı devasa bir yarma harekatıdır. ABD; Venezuela, Hürmüz Boğazı ve Malakka gibi stratejik boğazları sabote ederek Çin'in enerjisini kesmeye çalışırken, Kuşak-Yol bu boğulmaya karşı inşa edilen devasa bir nefes borusudur. Türkiye'nin "Orta Koridor" hamlesi ise bu nefes borusunun en güvenli ve en stratejik boğum noktasıdır. Biz burada sadece "transit geçiş noktası" değil, Batı'nın enerji sabotajlarına ve yaptırım tehditlerine karşı Avrasya'nın dünyaya açılan en kritik lojistik limanı ve üretim üssü olarak konumlanmalıyız. Çin'in teknolojisiyle Türkiye'nin jeopolitik zekâsı birleştiğinde, bu sadece bir ekonomik proje değil, bir "hayat hattı" hâline gelir.

Bu klasik bir Soğuk Savaş değil; çünkü taraflar ekonomik olarak birbirine göbekten bağlı. Ancak bu bir "enerji ve beyin savaşı." ABD, Çin'in beynini (çip teknolojisini) durdurmaya çalışırken, bir yandan da Venezuela'dan başlayarak enerji kaynaklarını ve tedarik zincirlerini sabote ediyor. Yani hem motoru bozmaya hem de yakıtı kesmeye çalışıyor. Fakat bu baskı Çin'i yavaşlatmıyor, aksine onları Rusya ve İran ile daha derin bir lojistik kenetlenmeye itiyor. ABD belki vites düşürtebilir ama Avrasya bloku bu kadar kemikleşmişken Çin'in motorunu tamamen durduramaz. Bu süreç Çin'i daha yerli, daha agresif ve enerji konusunda daha bağımsız bir teknolojik güç olmaya zorlayacaktır.

Diplomaside "asla" kelimesi risklidir ama artık "kontrollü rekabet" dönemi bitti, yerini "stratejik yıpratma savaşına" bıraktı. İran'a yönelik saldırılar, aslında Çin'in enerji güvenliğine vurulmak istenen dolaylı bir darbedir. İki tarafın da topyekûn bir savaşı göze alması küresel bir intihar olur; ancak Tayvan, İran ve Ukrayna gibi noktalar üzerinden "vekalet savaşlarını" ve "enerji sabotajlarını" çok daha sık göreceğiz. Önümüzdeki 10 yıl, tansiyonun hiç düşmediği ama iplerin de kopmadığı; ancak her an bir kıvılcımla parlayabilecek çok merkezli bir denge üzerinde geçecek. Dünya artık bu nükleer gölgeli satranca alışmak zorunda.

İran'a yönelik saldırıları tek başına İran merkezli bir kriz olarak okumak, bugünkü jeopolitiği eksik okumak olur. Çin açısından mesele, İran'ın kendisinden ziyade enerji güvenliği ve Avrasya hattının bütünlüğüdür. Çünkü İran, Çin için yalnızca bir ülke değil; Kuşak-Yol'un kara hattı, enerji tedarik zinciri ve Batı'nın deniz merkezli baskılarına karşı geliştirilen alternatif sistemin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle Çin, İran'a yönelik her baskıyı dolaylı olarak kendi stratejik alanına yönelmiş bir hamle olarak değerlendirir.

Ancak Çin'in refleksi doğrudan ve sert bir askeri karşılık üretmek değildir. Çin burada klasik güç projeksiyonu yerine, katmanlı ve dolaylı bir denge stratejisi izler. Bir yandan Birleşmiş Milletler ve uluslararası platformlarda gerilimi düşürmeye yönelik söylem üretir, diğer yandan sahada İran'ın tamamen yalnızlaşmasını engelleyecek ekonomik, teknolojik ve lojistik destek kanallarını açık tutar. Bu destek çoğu zaman görünür değildir; ancak enerji ticareti, finansal akışlar ve tedarik zincirleri üzerinden sürdürülen bu ilişki, İran'ın sistem dışında kalmasını engelleyen temel unsurlardan biridir.

Çin'in burada asıl amacı çatışmayı büyütmek değil, kontrol altında tutmaktır. Çünkü doğrudan bir savaş, Çin'in en büyük önceliği olan ekonomik istikrarı ve ticaret akışını riske atar. Bu nedenle Pekin, bir yandan ABD'nin bölgesel baskılarını dengelemeye çalışırken, diğer yandan İran'ın vereceği tepkilerin küresel bir krize dönüşmesini de istemez. Yani Çin için ideal senaryo; ne İran'ın zayıflatıldığı ne de çatışmanın kontrolden çıktığı bir denge halidir.

Öte yandan İran'ın verdiği asimetrik tepkiler, Çin tarafından bir "direnç kapasitesi" olarak okunur. Çünkü bu durum, ABD'nin bölgeyi hızlı ve kesin biçimde kontrol altına almasını zorlaştırır ve Çin'e zaman kazandırır. Bu bağlamda Çin, sahada doğrudan görünmeyen ama stratejik derinliği olan bir pozisyon alır: çatışmanın tarafı olmadan, sonuçlarını yöneten bir aktör.

Son tahlilde Çin'in İran meselesine yaklaşımı ideolojik değil, tamamen rasyoneldir. Ne İran'ı mutlak bir müttefik olarak görür ne de gözden çıkarılabilir bir aktör olarak değerlendirir. İran, Çin açısından Avrasya denkleminde korunması gereken bir denge unsurudur. Bu nedenle Pekin'in pozisyonu net bir taraf olmaktan ziyade, sistemin kırılmasını engelleyen ve kendi çıkarlarını azami düzeyde koruyan stratejik bir denge arayışıdır.

Cüneyd Bey, nazik davetiniz için ben teşekkür ederim. Bu vesileyle şahsınızda Star Gazetesi'ne ve kıymetli okurlara selam ve teşekkürlerimi iletiyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Yerel Haberler Giresun Göksu Travertenleri ziyarete açılıyor

Yerel Haberler Eski banka çalışanından silahlı soygun girişimi

Yerel Haberler Malatya’da Kütüphane Haftası etkinlikleri başladı

Yerel Haberler Diyarbakır’da öğrencileri taşıyan servis kaza yaptı: 15 yaralı

Yerel Haberler Anadolu Otoyolu’nda zincirleme kaza: İstanbul yolu kapandı

Yerel Haberler Görele’de Tuana Torun yaşam mücadelesini kaybetti

Yerel Haberler Uluslararası Sıfır Atık Günü’nde tablo: Açlık büyürken gıda israfı sürüyor

Yerel Haberler Ordulu kadınlar, el emeği çarşıları ile güçleniyor

Yerel Haberler “Hedef 2035 – Konu Eğitim, Söz Sizin” etkinliği Almanya’da gerçekleşti

Yerel Haberler Malatya emniyeti ve jandarmasından narkotik operasyon

Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021