Yerel Haberler - 30.05.2026 - 0:00
ANKARA-BHA
Spor yazarı Ömer Gürsoy’un ifadeleri:
Ne yalan söyleyeyim, bazı yazıları okurken insanın içine bir ağırlık çöküyor. Bu his beni yıllar önce tanıştığım ünlü Trabzonlu ressam Mustafa Ayaz’ın şu sözlerine götürüyor:
“Bana siyah boyalar getirin. Çok çok siyah boyalar. Her şeyin anlamsız olduğunu göstermek için kapkara siyah boya…”
Ama aynı ressamın bir başka cümlesi vardır ki asıl kırılma noktası oradadır:
“…Ama küçücük bir kırmızı, küçük bir ışık gerek. O da yaşadıkça umudum olacak.”
İşte bu iki cümle arasında sıkışmış bir hikâye var. Bir yanda her şeyi örten koyu bir siyah, diğer yanda o siyahın içinde kaybolmayı reddeden küçük bir kırmızı.
Türk tenisine baktığımızda da hissettiğimiz tablo tam olarak budur.
Dışarıdan bakıldığında geniş bir yapı, çok sayıda kulüp, binlerce sporcu… Ancak uluslararası sahneye yansıyan görüntü çoğu zaman koyu bir tabloya dönüşüyor. Buna rağmen zaman zaman o karanlığın içinden bir kırmızı beliriyor. İşte o anlar, tüm hikâyeyi yeniden düşünmemize neden oluyor.
Zeynep Sönmez: Tekil Parlayan Nokta
Bugün o kırmızı fırça darbelerinin en görünür olanı Zeynep Sönmez.
Türk tenisinin son dönemde uluslararası arenada en çok dikkat çeken ismi olarak yalnızca bireysel bir başarı hikâyesi değil, aynı zamanda “Hâlâ buradayız” diyen bir işaret.
Ancak gerçek şu ki bu kırmızı henüz bir tabloya dönüşmüş değil. Tek başına parlayan ama çevresini aydınlatacak kadar çoğalamayan bir ışık gibi.
Teniste asıl mesele hiçbir zaman tek bir oyuncu değildir. Asıl mesele, o oyuncunun arkasından gelen zincirdir.
Roland Garros Junior Gerçeği
Ve bu zincirin en kritik halkası junior seviyesidir.
Önümüzdeki günlerde Roland Garros’ta junior müsabakaları başlayacak. Bu turnuva, dünya tenisinin gelecekteki yıldızlarını görmemizi sağlayan en önemli vitrinlerden biridir.
Bir dönem çok uzak değil; birkaç yıl öncesine kadar Grand Slam junior turnuvalarında 3–5 Türk tenisçiyle temsil ediliyorduk. Zaman zaman ana tabloları zorlayan, uluslararası tecrübe kazanan gençlerimiz vardı.
Bugün ise tablo tersine dönmüş durumda.
Junior Grand Slam seviyesinde yalnızca tek temsilciyle yer almak, sadece bir turnuva eksikliği değil; çok daha derin bir yapısal kırılmanın işaretidir.
Çünkü junior Grand Slam’de yer almamak yalnızca “orada olmamak” değildir; profesyonel tenis sahnesine açılan kapının dışında kalma riskidir.
Kaan Işık Koşaner: Siyah İçindeki Kırmızı Işık
Bu noktada elemelerden gelerek Roland Garros junior ana tablosuna yükselen Kaan Işık Koşaner’ın başarısı ayrıca önemli bir kırılma anıdır.
Kaan, klasmanda kendisinden çok daha üst sıralarda bulunan iki rakibini mağlup ederek ana tabloya yükseldi ve siyah tablo içinde parlayan bir kırmızı ışık oldu.
Kaan uzun yıllardır Gençlik ve Spor Bakanlığı TOHM sistemi içerisinde desteklenen bir sporcu. Hatta yaşı uygun olmamasına rağmen gösterdiği performans nedeniyle kurallar esnetilerek bu sisteme dahil edildi.
Ayrıca kısa süre önce, Türkiye’de şehir kulübü modelinin önemli örneklerinden biri olan Adana Tenis Dağ ve Su Sporları Kulübü’ne (ATDSK) transfer oldu.
ATDSK Başkanı Ali Refah Keskin’in bu transferle yaptığı yatırım, geleceğe dönük önemli bir hamle olarak değerlendirilmeli.
Kaan’ı Amerikan kolej tenis sistemine kaptırmamak adına yapılan bu yatırım kıymetlidir.
Ancak burada önemli bir not da düşmek gerekir: Tenis Federasyonu’nun Kaan’la ilgili paylaşımlarında sporcunun hem TOHM hem de kulüp kimliğini birlikte vurgulamaması, kulüp emeğinin görünürlüğü açısından eksik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Grand Slam’lere ve milli takımlara sporcu yetiştiren kulüplerin görünürlüğü, sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik önemdedir. Kulüplerin motivasyonunu düşürmemek için federasyonun da bu konularda daha hassas olması lazım..
Kaybolan Jenerasyon ve Kopan Süreklilik
Teniste başarı tekil anlardan değil, kesintisiz bir üretim hattından doğar.
Bir jenerasyon gelir, diğeri onu takip eder, ardından yenisi bayrağı devralır.
Türkiye’de ise bu zincirin bazı halkaları giderek zayıflamış durumda.
Bir dönem güçlü şekilde görünen junior temsilin bugün neredeyse yok seviyesine inmesi, üst düzey oyuncu sayısını da doğrudan etkiliyor.
Bu durum bize açık bir gerçeği gösteriyor: Sorun tek tek oyuncular değil, oyuncuyu üreten sürekliliktir.
Türk Tenisinde Sistem Sorunu
Bugün Türk tenisinde tartışılması gereken temel mesele bireysel yetenekler değil, sistemin kendisidir.
Kulüpler, antrenörler ve sporcular büyük bir emek veriyor. Ancak bu emek, dünya standartlarında sürekli sonuç üreten bir yapıya dönüşemiyor.
Junior seviyeden profesyonel seviyeye geçiş, ancak planlı ve sürdürülebilir bir sistemle mümkündür. Aksi hâlde her başarılı sporcu, sistemin ürünü değil; sistemin istisnası olarak kalır.
Fonseca – Atakan Hikâyesi: Kaçan Paralel
Bu noktada hikâyeyi daha da derinleştiren bir örnek var.
Zevkle yazılarını takip ettiğim Belma Aral’ın bir yazısında belirttiği gibi; João Fonseca, Grand Slam tarihinde Novak Djokovic karşısında iki set geriden gelerek kazanan ilk genç oyuncu olarak tarihe geçti.
Peki Fonseca’nın bundan yalnızca dört yıl önce bir Türk tenisçisine kaybettiğini biliyor muydunuz?
2022 Antalya’da oynanan 16 Yaş Junior Davis Cup karşılaşmasında Türkiye ile Brezilya karşı karşıya gelir. O dönemde Türkiye’nin en dikkat çeken genç oyuncularından biri olan 2006 doğumlu Atakan Karahan, 2006 doğumlu Fonseca’yı mağlup eder.
O gün için sıradan bir junior maçı gibi görünen bu karşılaşma, aslında iki farklı tenis geleceğinin başlangıcıdır.
O dönem Federasyon, Atakan Karahan’ı gelişimi için Amerika’ya gönderir ve ciddi destek sağlar. Fonseca ise kendi sisteminde yoluna devam eder.
Sonrasında Fonseca junior dünya 1 numarasına kadar yükselirken, Atakan da 24. sıraya kadar çıkar ve junior Grand Slam’lerde önemli galibiyetler elde eder.
Türkiye erkek tenisinde Marsel İlhan sonrası en büyük potansiyel olarak gösterilen Atakan, A Milli Takım’a seçilmiş ve Meksika karşılaşmasında da ilk galibiyetini almıştır.
Fonseca ise Brezilya tenis tarihini yeniden yazacak bir sürece ilerlemiştir.
Bugün geldiğimiz noktada Fonseca, Djokovic’i iki set geriden gelerek mağlup etmiş ve yalnızca Brezilya değil, dünya tenis tarihinde de iz bırakmıştır.
Peki Atakan Karahan’a ne oldu?
ATP kayıtlarına baktığınızda son turnuvasının 2025 Ağustos ayında oynandığını görüyorsunuz.
Ardından gelen süreçte Amerika kolej tenis sistemine yönelen ve profesyonel planlaması sürdürülemeyen Atakan, ne yazık ki sistemin dışına doğru savrulmuş görünmektedir.
Kırmızıyı Çoğaltma Zorunluluğu
Bugün elimizde tek bir kırmızı fırça darbesi varsa mesele onu alkışlamak değil, çoğaltmaktır.
Zeynep Sönmez gibi örnekler potansiyelin varlığını gösteriyor. Kaan Işık Koşaner gibi gençler ise bu potansiyelin hâlâ nefes aldığını kanıtlıyor.
Ama junior seviyedeki boşluk, bu ışığın sürekliliğe dönüşmesini engelliyor.
Eğer bu kırmızı noktalar çoğalmazsa, tenis sahnesinde zaman zaman parlayan bireysel ışıkların ötesine geçemeyiz.
Ve o zaman siyah zemin ne kadar güçlü görünürse görünsün, hikâye hep eksik kalır.
Yerel Haberler Narkokapan Van operasyonunda çarpıcı tablo: 664 suç kaydı
Yerel Haberler Bolu’dan bayram tedbiri: İstanbul yönüne ağır vasıta yasağı
Yerel Haberler Et ve Süt Kurumu satılamayan kurbanlıkları alacak
Yerel Haberler Meteoroloji’den 8 ile sarı kodlu uyarı
Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021