Yasam, yaptigimiz seçimler zincirinin sonucuna katlanmak zorunda oldugumuz bir süreçtir. Ya globallesme fikrinin geregi materyalist yaklasimla satin alinabilir degerlerle yasamayi tercih edersiniz, yada insan olmanin erdemi ile onurlu bir yasam seçersiniz.
Onurlu yasamanin temel sarti güçlü olmaktir. Sosyal yapilari yoz bir güruh olmaktan çikarip önce Halk, sonrada Millet yapan milli ve manevi degerleri, uygarliklari sonucu elde ettikleri kültürleridir. Güçlü degilseniz kendi degerlerinizle degil, güçlü olanlarin degerleri ile yasamak zorunda kalirsiniz. "Bu gün yardim alan yarin buyruk alir" sözü bu açidan çok anlamlidir.Yurdumuzda siddetle uygulanan kültür asimilasyonu ile yasadigimiz dejenerasyon ise bize ne yapilmak istendiginin açik bir göstergesidir.
Içinde yasadigimiz cografya güçlü olmayan pek çok kavmin tarih sahnesinden kayboldugu, adeta bir kara delik gibidir. Bu gün dünyada, Likya,Frikya, Asur, Sümer, Etrüsk, Babil, Eti, Hitit gibi kavimler artik yasamamaktadir. Nazim, uzak Asya’dan gelen bir kisrak basina benzetmektedir yurdumuzu. Iste bu huysuz kisraga 1000 yila yakin bir zamandir sadece Türk'ler binebilmektedirler. Dünyanin kalbi olan bu cografyada güçlü olanMilletler dünyaya düzen vermisler, güçsüzler ise kaybolup gitmislerdir.
Istanbul’un fethi ile Bizans imparatorlugunun varligina son veren Türklerin Avrupa üzerindeki tehdidi bir çagin kapanmasina neden olmus, bu tehdit karsisinda Avrupa rönesans ve reformlari gerçeklestirerek yeniden organize olmak zorunda kalmistir. Hele Viyana kapilarina kadar dayanmamiz, batili devletlerin yüregini agzina getiren en son hamlemiz olmustur.
Iste bu gün içine düsürüldügümüz durumu degerlendirirken, milletimize karsi ne denli organize ve uzun vadeli planlar yapildiginin bilincinde olmak gerekir. En son Sevr antlasmasini imzalamaya zorlanan Osmanli Imparatorlugu ,bitti, Türk’lerin sonu geldi dendigi bir anda, her türlü yokluga ve imkansizliga ragmen asrin en büyük armadalarina geçit vermeyerek onlari maglup etmekle batili müttefiklere ve tüm dünya ya çok kiymetli bir ders vermis olduk. Bu ders bir Millete karsi, hele Türk Milletine karsi tankla, topla zafer kazanmanin mümkün olmadigidir. Çünkü özellikle Türkler içinde bulunduklari sartlar ne olursa olsun dis tehditlere karsi tek yumruk olma hasletine sahiptirler ve böyle bir Milleti son ferdine kadar yok etmeden yenmek mümkün degildir.
Öyle ise Türklerin belini bir daha düzeltmemek üzere kirmanin yolu neydi? Bati, almis oldugu dersin kiymetini bildi ve hemen taktik degistirdi. Türkler bölünmeli, birbirlerine düsürülmeli, aralarina kan sokulmaliki bir araya gelemesinler. Kültürleri asimile edilmeli, utandirilmali, gururlari kirilmali. Ve bu duruma alistirilmalilar ki utandirilmayi artik umursamasinlar. Kendilerine güvenlerini sinsi propagandalar ile yitirmeliler, aslini ve kendi yazdiklari tarihi unutmalilar. Muhtaç duruma düsürülmeliler ki varliklarini aldiklari yardimlarla sürdürebilsinler. Önlerindeki en büyük engel, Mustafa Kemal Atatürk kötülenmeli, onun milletine verdigi en büyük hediyeyi, yani sürünün bir ferdi olmaktan, Osmanlinin kulu olmaktan ,Türkiye Cumhuriyeti Vatandasi olma avantajini, bu Milletin elinden almak gerekti. Bu Millet tekrar güdülecek bir sürü haline getirilmeliydi.
Nedenmi? Milleti elde edemiyorsan çobani elde edersin, o senin yerine sürüyü güder. Cumhuriyetin kurulmasina engel olamadi isen, cumhuriyetin siyasal yapilanmasini öyle gerçeklestirirsin ki, ülkeyi senin köse baslarina yerlestirdigin çobanlar yönetir, Milleti senin yetistirdigin çobanlar güder. Sonra da bu uzaktan kumandali yönetim tarzini demokrasi olarak isimlendirirsin ki, totaliter rejim heveslileri demokrasiyi saçmalik ya da dinsizlik olarak nitelendirebilsinler, Mustafa Kemal Atatürk’ün genç cumhuriyetini tahrip etme alt yapisini elde edebilsinler.
Duvarinda “Hakimiyet kayitsiz sartsiz milletindir” yazan TBMM’ de pembe renkli ceylan derisinden koltuklarda oturan 550 bas adam, üç tane liderin emri ile parmak kaldirip indirmekteler. Eger 3 tane lider karar verecek idiyse biz bu 550 bas adami neden besliyoruz sayin okurlar. Parlamenter sistem bumudur? Bu Demokrasimidir?
Her genel seçimde devleti ele geçirme kavgasi veren bu çobanlarin kerameti nereden gelmektedir. Içlerinden hangisi iktidar olursa ilk isi devletin her kösesine kendi adamlarini yerlestirmektir. Yurt içinde oy karsiliginda ülkemin zenginliklerini oy karsiligi peskes çekerken, koltuklarini muhafaza etmek ugruna dünyadaki süper güçlere de Milli çikarlarimizi peskes çekmekten kaçinmazlar. Ayni siyasiler yurdumuzun dogu ve Güneydogusunda ki feodal yapilanmanin sorumlusudurlar. Devlet olup vatandasimizin fiziki, sosyal ve ekonomik güvenligini saglamak yerine kolayciligi tercih ederek, agalara, seyhlere gitmisler oy karsiligi krediler ,ihaleler vererek oradaki vatandaslarimizi bu asiret reislerinin insafina terk etmislerdir. Ayni sey sermaye kesiminde süre gelmis, çalisan kesimin sorunlari patronlarin ve sermaye sahiplerinin insafina terk edilmistir. Bütün bunlar olurken traji-komik bir sekilde dönüp alicenap milletimize “ Hak ettigin gibi yönetilirsin” demeleri ise ar damarlarinin ne ölçüde yirtildiginin bir göstergesidir
Gerçek; Ülkemizin içinde bulundugu durum kesinlikle bir beceriksizlik sonucu degildir, tam tersine, çok büyük bir beceriyle haince bir planin sinsi sinsi uygulanmasi sonucu olusmustur. Ülkemiz bu duruma bizzat kendisini yönetenler tarafindan getirilmistir.
Sayin okurlar, aslinda burada yapmamiz gereken , zaten hepinizin bildigi iç karartan bu gerçekleri tekrarlayip aglasmak yerine, hastaligin amillerini tespit edip, sebep netice iliskisi kurarak, nasil tedavi edecegiz, bunu konusmak olmalidir. Sikayet ettiginiz konuya teshis koydu iseniz reçetenizde cebinizde olmali. Iste bundan sonraki yazilarimizda, nasil bagimsiz oluruz? Hakimiyet nasil kayitsiz sartsiz milletin olur? Çetelesmis siyasi partiler nasil milli birer kurulus haline getirilir? Katilimci demokratik yapi nasil kurulur? Siyaset sahtekar zenaati olmaktan çikartilip nasil en yüksek düzeyde vatani bir görev haline getirilir?...... gibi sorularin cevaplarini ve çözümlerimizi sizinle paylasacagiz. Bu arada dünya Ahvalinide kendi perspektifimizden degerlendirecegiz.
Tekrar görüsünceye kadar hersey gönlünüzce olsun