UYUYAN GÜZEL

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » UYUYAN GÜZEL
16 Nisan 2018 - 11:29 | 107 kez okunmuş

Güneş toparlanıp çoktan gitmişti. Yerini kocaman karanlığa bırakıp terk etmişti bizleri. Belli belirsiz kadın sesi geliyordu uzaktan. Çocuklarını eve çağırıyordu büyük ihtimalle. Sokak lambasının cılız ışığı altında ellerini çenesine dayamış geleceğini planlayan küçük bir çocuk ilişti gözüme. Ne vardı sanki bu kadar düşünecek. Her şey güllük gülistanlık değil miydi?

Değildi demek ki. Aklı kıt olan bile anlardı bir şeylerin ters gittiğini. Bekâra kadın boşamak kolaydı da sistemin çarkları altında can çekişen, hayatta kalma mücadelesi veren onurlu insana sorun hayatın bilmecesini de anlatsın size. Survivor’un gerçeği şartların giderek biraz daha zorlaştığı ülkemde yaşanıyor zaten. Aranızda hadi canım sende amma da nankörsün, neyin eksik diyen çıkabilir. Sanırım o arkadaşlar Marsta yaşıyor diye yapıştırırım cevabı. Bilançoya bakıp hep birlikte kim haklı birlikte karar verelim O zaman.

Dolar almış başını gidiyor. Durdurabilene aşk olsun. Dolar fırlarsa fırlasın diyen güzel kardeşim Türkiye’nin dış borcu olmuş 438 milyar dolar yani anlayacağın dolara endeksli durumdayız. Adı üstünde dolar ama içi de dışı da bizi dolduruyor sıkıntıyla dolduruyor elbette. Akaryakıt fiyatları arşa yükselmiş durumda. Biraz daha zamlanırsa Nirvana’ya ulaşacak sanırım. Benzinin litresi 6.1 tl olmuş. İşveren de işçi de dertli. İşveren maaşları dağıtmakta zorlanıyor. İşçiler de maaşlarını alamamanın perişanlığını yaşıyor. Nereden mi biliyorum? Bizatihi yaşıyorum da ondan.

Eğitim deseniz nev-i şahsına münhasır. Kendilerinin, değişime uğramaktan nevri dönmüş vaziyette. Türkiye, OECD ( Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü ) ülkeleri arasında matematikte 49, Fen bilimlerinde 52 ve okuduğunu anlamada 50. Sırada yer alırken, sınav kaygısı da araştırmanın önemli konularından biri oldu. Aynı rapora göre en mutsuz öğrenciler sıralamasında ise birinciyiz. (cnnturk.com)

Esnafından çiftçisine emeklisinden öğrencisine çobanından eğitimcisine herkesin dert yandığı kocaman dertler dergâhına döndük ülkece. Giderek çemberin daraldığı umutların azaldığı topraklarda şehitlerin yası bile normal gelmeye başladı.

Et alabiliyorsanız zenginsiniz demektir. Yakında gelin damada çeyrek altın yerine on dört kişi bir dana hediye eder artık. Et ihtiyacımız nasılsa ithal edilecek büyükbaş hayvanlardan karşılanacak. Otu bile ithal eden ülkenin kalkınması ciddi anlamda emek gerektiriyor. Üreten ülkeden tüketen ülkeye dönüştük. Tükettiğini üretemeyen ülke zor gelişir. İktisat’ın desteklemediği bir durumdur bu. Konya kadar yüzölçümüne sahip Hollanda’nın bile gerisinde kaldık tarım konusunda. Her anlamda desteğe ihtiyaç duyan üreticiye kulak vermek yerine sorunu ithal ürünlerle telafi etmek ne kadar doğru sizce? Sorunun köküne inmek yerine neden kısa vadeli çözümlerle geçiştirmeye çalışıyoruz anlamıyorum? Neden bu dışa bağımlılık, neden bu dışa esaret durumu? Kendi üreten, kendi gelişen ülke olma yolunda bizi durduran ne? Yol yapma konusunda övünenler, bunlar için bir yol bulamamış sanırım.

Beyin göçü had safhada, maddi açıdan iyi olanlar ülkeyi terk ediyor. Anlayacağınız vatandaş ihraç ediyoruz, fakat gelir elde etmek yerine gene kaybediyoruz. Sesini duyurmak isteyenin sesi kısılıyor ya da özgürlüğü kısıtlanıyor. Hâlbuki sorunlarımızı insanca konuşup halledebilsek fena mı olur? Hakaret etmeden, incitmeden, kutuplaştırmadan, gönülden isteyerek, el ele versek bu ülkeyi hak ettiği yere getirsek çok şey mi istemiş oluyorum.

Ama kıran kırana yaptığımız bir şey var. Birbirimizi çok kırıyor içten içe çürüyoruz. Birbirini kıran kırana o sizden bu bizden diye ayırıyoruz durmadan. Fikirlerimizden önce öfkemiz çatışıyor. Kin besler olduk bizim gibi düşünmeyene. Bu cennet vatanı cehenneme çevirmek isteyenlere de böylece fırsat vermiş oluyoruz.

Şeker fabrikalarının satışı gündemden düşmüyor. Çok da şeker olmayan bir konu bu. Şeker fabrikaları zarar ediyor diye satışa çıkarılıyormuş. Peki, satmak yerine neden zarar ediyor diye çalışma yapıp, farklı çözüm yolları bulamaz mıydık?

Sizleri umutsuzluğa sürüklemek değil niyetim. Ülke, halı gibi altımızdan kayıp giderken çıkıştan önceki son tünelde ışıkları yakalım diyorum. Bu karanlık ancak uyuyanlara yarar diyorum. Sosyal medyaya gösterdiğimiz ilginin yüzde birini ülke medyasına gösterelim. ‘Bir gün bu ülkenin başucuna bir not yanağına da bir öpücük kondurup gideceğim. Çok tatlı uyuyordun uyandırmaya kıyamadım diyeceğim.’ (Aziz Nesin ) Ama ben öyle demek istemiyorum. Çok fazla uyuduk kalkıp biraz da el ele bilimin, vicdanın ve ahlakın ışığında ter döküp güçlünün değil de haklının yanında yer alalım diyorum. Haksız mıyım? Kalın sağlıcakla…

İlgili Terimler :

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Seda AĞÇAM

Seda AĞÇAM

Son Yazıları

FACEBOOK'TA BİZİ BULUN