SON DAKİKA
Ana Sayfa » Köşe Yazarları » RAFİNE TUZDAN KRİSTALE DOĞRU

RAFİNE TUZDAN KRİSTALE DOĞRU

Tarık Özdolap

Tarık Özdolap

tüm yazıları
A - +

Köşe Yazarları - 18.10.2014 - 15:07

Merhabalar,

Bu hafta isterseniz iyice aklımızda kalması için rafine tuzun vücudumuzdaki tahribatlarını özetleyelim ve kristal tuza doğru bir geçiş yapalım.

Vücudumuz rafine tuzu saldırgan bir zehir olarak algıladığı için yediğimiz rafine tuzu kendini korumak amacıyla bir an önce atmak ister ve bu nedenle de tüketilen aşırı miktarda tuzun süzülmesi ve atılması başta böbreklerimiz olmak üzere tüm boşaltım sistemi üzerinde önemli bir yük ve baskı oluşturur.
Vücut her zaman aşırı tuzun kendisine vereceği zararı engellemek için tuzu izole etmeye çalışır.
Bunu yaparken de hücre suyu moleküllerini kullanarak tuzu kaplar ve sodyum klorürü, sodyum ve klor olarak iyonize ederek nötrleştirir. Ve ne yazık ki bunu yaparken hücre suyu tamamen kaybolan hücreler de oksijensiz kalarak ölmektedir veya kanser hücresine dönüşmektedir.

Vücudun 1 gr rafine tuzu (sodyum klorür) atabilmek için kullandığı hücre suyu miktarı bunun tam 23 katıdır. Ne kaybettiğimizi anlamak hiç de zor değil öyle değil mi?
Böbreklerimizin günde 5 gram tuzu atabildiğini düşünürsek bu da günde hücrelerimizden ortalama bir çay bardağı kadar suyun eksilmesi demektir. Bir de az su içtiğimizi düşünürsek sonucu siz hayal edin.

Bundan başka rafine tuz kullanımının tek bedeli hücre ölümleri değildir. Rafine tuz vücudun hiç de ihtiyacı olmayan oldukça asidik ödemler veya doku içinde aşırı su birikimlerine sebep oluyor ki, kadınların en önemli şikâyetlerinden biri olan selülitin temel sebeplerinden biri de budur.

Vücut hafif alkali yapıda sağlıklıdır, asidik ödemlerin vücudumuza bir faydası olmadığı gibi vücudun pH’ını asidik yöne doğru çektikleri için genel sağlığın korunmasını da zorlaştırırlar.
Vücuttan atılamayan 5 gramın üzerindeki rafine tuz ise tekrar kristalleşerek direkt olarak eklem ve kemiklerde depolanır ki bu artrit, gut gibi değişik türdeki romatizmal hastalıklar ile safra kesesi ve böbrek taşı oluşumlarının önemli sebeplerindendir. Tekrar kristalleştirerek saklama çözümü orta ve uzun vadede hastalıklara sebep olacak olsa da, atımını gerçekleştiremediği aşırı miktarda rafine tuzun kendisine vereceği zararı engellemek için vücudun bulabildiği tek çözümdür.

Bu nedenle sağlıklı yaşamak istiyorsak ilk adım rafine tuzu hayatımızdan çıkartmaktır. Bu kural sigarayı bırakın demekten çok daha önemli bir uyarıdır.

Son yıllarda medya ve basın organlarında “tuz”a karşı büyük bir savaş var. Tuz her yerde kötüleniyor ve uzmanlar sofradan tuzu kaldırın diyor. Amerika’da bazı lokantalar masalara tuzluk koymamaya başlamış. Sağlık Bakanlığı ve sivil sağlık kuruluşları az tuz tüketilsin diye yaygın bir şekilde uyarılarda bulunuyorlar. Acaba tuz hakikatten bu kadar kötü mü? Yoksa kötü olan eksik olarak vurguladıkları rafine tuz mu? Bir şeyi yasaklarken yerine ne kullanılacağının da belirtilmesi gerekir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; tuz kalitesine miktarına dikkat edilmek şartı ile düşmanımız değil tam tersine kadim dostumuzdur. Tuz hayatın vazgeçilmez unsurudur, çünkü onsuz hayat mümkün değildir. Dünyanın dörtte üçü denizlerle kaplıdır. Biliyorsunuz deniz suyu tuzlu. İnsan vücudunun da üçte ikisi su ve tuzdur. Vücudumuzu oluşturan hücrelerin de dörtte üçü su ve tuzdur. İlginç değil mi?

Tuz’un tarihini araştırdığımızda geçmişte çeşitli topluluklar arasında tuz savaşları yapıldığını öğreniyoruz. Büyük uygarlıklar tuz üretimini kontrol ederek yükselmiş, tuz ticareti sayesinde zenginleşmiş gelişmiş. Dikkat ederseniz eski yerleşim yerlerinin birçoğu tuz ocaklarına yakın.

Romalılar maaşları (salary) tuz (sal) ile öderlermiş. Hatta tuz o kadar kıymete binermiş ki Avrupalı ve Afrikalı kaşifler bir fincan tuz almak için 1 fincan altın tozu verirlermiş. Yani tuz kıt bulunduğu yörelerde altın kadar kıymetli imiş, hatta tuza beyaz altın diyorlarmış. Biz de şimdi bu kristale beyaz elmas diyoruz.

Yapılan bir araştırma tuz kısıtlaması yapılan hipertansiyonlu hastaların, yapılmayanlara oranla daha fazla enfarktüs yani kalp krizi geçirdiklerini göstermiş. Bir başka bir araştırmada da az tuz tüketenlerde ölüm oranları daha yüksek bulunmuş. Ama nedense tıp dünyası hala bu tarz çalışmaları görmezden geliyor!

Az tuz almak kemik kırıklarını ve kemik erimesini de artırıyor. Mesela bir araştırmada 364 kırıklı yaşlı hastanın (65 yaştan büyük) ve aynı sayıda kırıksız hastanın serum soydun seviyelerine bakılmış. Kırıksızlarda %4.1’inde kan soydun değerleri düşük bulunurken kırıklılarda bu oran iki kattan daha fazla imiş (%9.1).

Araştırıcılar tuz tadı ve motivasyon ve duygulanım ile ilgili süreçlerin limbik önbeyinde iç içe girdiğini göstermişler. Bu nedenle tuz dengesindeki değişiklikler mizaç ve davranış bozukluklarına yol açabiliyor. Bir araştırmada tuzu kısıtlanan farelerin daha önceleri zevk aldıkları faaliyetleri yapmadıkları saptanmış. Biliyorsunuz hayattan zevk almamak depresyonun en önemli özelliği. Yani tuzun antidepresan bir özelliği var. Belki de bu yüzden bazı insanlar tuza çok düşkünler. Tuz yemeyen Tuzsuz Deli Bekir‘i hatırlayalım, tuz yeseydi akıllı Bekir olacaktı.

Tuz eksikliği iştahsızlık, konsantrasyon azlığı, dikkat eksikliği, yorgunluk, baş ağrısı, uyku bozuklukları, tükenmişlik hissi, ağız tadının bozulması ve susuzluk hissi gibi belirtilere de yol açıyor. Birçok insanda bu belirtiler olabiliyor, ama bunlar nadiren tuz eksikliğine bağlanıyor.

Yapılan bazı araştırmalar şöyle:

– New York’tan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre% 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tespit etmişti.
– Dünyada en çok tuz kullanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.
– Prof. Dr. K. Stupe az tuz alan yaşlılar üzeride araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsantrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti görüldüğünü tespit etmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda colapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tespit etmiştir.
– Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormallikleri, yorgunluk, baş ağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara sebep olur.
– Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkilere sebep olabileceğini beyan etmiştir.

Tabii ki burada bahsedilen tuz rafine tuz değil. Doğal tuzlardan bahsediliyor. Doktorların hayat kurtaran iksiri serumdur, içinde ise su ve tuz vardır. Serumda rafine tuz olduğunu düşünün hasta ölür. İşte bizler o duruma gelmeden, hastaneye düşmeden su ve tuzumuzu öncesinden hayatımıza sokmalıyız.

Bakkaldan, marketten aldığımız ucuz rafine tuzlar bizi hasta ediyor. İşin tezat tarafı yemeklerde kendimiz için rafine tuz kullanırken, turşu kuracağımız ya da salamura yaprak, balık vs yapacağımız zaman kaya tuzunu kullanıyoruz, çünkü rafine tuz turşuyu çürütüyor bozuyor. Peki bizim ya da çocuğumuzun canı bir turşudan daha mı az değerli?
Tabii ki daha az değerli olmamalı.

İşte burada çözüm devreye giriyor: Kristal tuz

Şimdi genelde bir çok kişinin aklına gelen soruyu kendimiz soralım. Ülkemizde çeşit çeşit kaya tuzları varken neden özellikle kristal tuz kullanmalıyız?

Bu konuyu daha detaylı olarak haftaya konuşacağız ancak şimdilik, kristal tuz ile kaya tuzunu kıyaslamak için en güzel örnek taş kömürü ile elmas arasındaki farktır diyebiliriz.
Taş kömürü ile elmas özünde aynı şeydir ve her ikisi de karbon bazlıdır. Fakat çıkarıldıkları kaynak farklıdır.
Elmas da, kristal tuzda olduğu gibi çok yüksek basınç altında yoğunlaşarak sertleşmiş ve saydamlaşmıştır.
Taş kömürü ise hepimizin bildiği gibi saydam değil, siyahtır. Kaliteli taş kömürlerinin daha parlak olduğu ve en kaliteli kömürü elimize aldığımızda, kömürün karalığının elimize bulaşmadığını gözlemlediğimiz gibi, gerçek kristal tuzda da bunu gözlemleyebiliyoruz.

Bu genel farkı anlattıktan sonra detaylar için haftaya görüşmek üzere diyelim …

Tadınız tuzunuz eksik olmasın.

Tarık Özdolap

BirlikHaber Güncel Haber Akışı

Aksaray'ın Altın Markaları

Birlik Haber Gazetesi öne çıkan Aksaray firmalarını ağırlıyor.

marka
marka
marka
marka
marka
marka
marka
E-Postabirlikhaber@hotmail.com
SON DAKİKA

Yasal Uyarı : Kaynak gösterilerek dahi abone olmadan kısmen veya tamamen kullanılamaz... Birlik Haber Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır - 2021