KIRIK KALPLER DURAĞI

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » KIRIK KALPLER DURAĞI
30 Nisan 2018 - 17:10 | 119 kez okunmuş

Her gün olduğu gibi pencereden sızan güneş ışığına merhaba dedi içinden. Kafasında dönüp duran düşünceleri biraz da olsa susturmak için yataktan kalkıp pencereye doğru ilerledi. Perdeyi çekerek manzarayı seyretmeye koyuldu. Ne olursa olsun dayanmalıyım, ayakta kalmalıyım diye geçirdi içinden. Varlık, gücünü kendinden almalıydı. Evet, buna yürekten inanmayı diledi. Soğuk bir elin boğazına dayanıp nefesini kesmesini bir türlü anlamıyordu. Hayatın köşeleri onu her seferinde parçalamaya ant içmiş gibiydi. Tekrar onu yorgun düşüren düşüncelere daldı.

8 milyarlık dünyada, ilkel insanlığın çarmıha gerdiği kişi olmamalıydı. Birkaç günden beri içini kemiren duygulardan bir an önce sıyrılıp hayata dönmeliydi. Sanki birileri tornavidayla içini deşiyor gibi hissediyordu. Fiziksel olarak bir şikâyeti yoktu, ama ruhunu bedeninde tutmanın yollarını bulmakta korkunç zorlanıyordu. Böyle bir ızdırabın bu denli şiddetli olması ve kendisinin onun karşısında bu kadar güçsüz olması da ayrı üzüyordu onu. Çıldırmamak işten bile değildi. Neydi bu müthiş acının kaynağı, neye bu kadar içerliyor, neden etleri bedeninden ayrılıyormuşçasına hissediyordu, duyduğu acının bu kadar yoğun olmasını neye borçluydu?

En son telefonda konuştuğu arkadaşı insanları sevmeyi bilmiyorsun demişti? Haklıydı. Her şeyin sebebini karşıda arayan milyarlarca insanla dolu olan dünyada suçu gene kendinde bulmaya çalıştı. İnsanları sevmeyi bilsem bu kadar yara alır mıydım diye sordu kendine? Fazla merhametli davranmak insanlara yetmiyordu anlaşılan. Her istediğini vermek de yetmiyordu. Doyumsuzluğun dünyasında sürdürülebilir ne kaldı ki insanlık adına acıdan başka? Evet, acıyı seviyoruz yemeklerde, yüreklerde en acısı da insan yaşamında yarattığımız o korkunç tahribata rağmen acılardan vazgeçmiyoruz. Acıdan daha acı bir şey varsa o da acı verdiğimizi hissetmemektir.

Şeytanla anlaşma imzalamışçasına ondan bile daha üstün bir çabayla yakıp yıkıp talan ediyoruz insan için ne varsa. Peki, dönüp dolaşıp o oklardan birinin kendisine saplanacağını neden düşünmez insan? İlla o günün gelmesi mi gerekiyor anlamak için? Hayat bir imtihandı nasıl olsa. Sanırım dünya dengeyi sağlasın diye kendisinin iyi olduğu kadar kötü olmak için de mücadele eden biri vardı. Belki de bu günahın bedelini ödüyordu farkında olmadan. Yoksa başka türlü açıklanamazdı yaşadıkları.

Mantıksal olarak ele aldığında insanları kendinden kaçıracak bir şey de yapmamıştı. İnandığı değerler elbette vardı. O değerler çerçevesinde yer almak istememişlerdi onunla. O yüzden çerçevede yalnız kalmış her zaman kendini teselli etmek zorunda bırakılmıştı. Kendine yeter miydi bilinmez ama çektikleri, insanlığın yeniden doğması için yetmeyecekti. İçindeki sancının neyi doğuracağını bilmiyordu fakat inandığı bir şey varsa o da ayağına batan dikenlerin yüreğinin kararmasına asla izin vermeyeceğiydi.

Her defasında yarım kalan, eksilen, hayat ağacından bir yaprak daha düşüren o olmamalıydı. Yaptığı yanlışı biran önce bulması gerekiyordu çünkü bu kırık kalpler durağının müdavimi olmaktan fena halde korkuyordu. Kırıklıklarını tamir edemeden yola düşmek, ilerlemek olmuyordu. Onun için birileri gelip her defasında daha beter kırıyordu kalbini.

Tuzla buz oluyordu her tarafı. En acısı da kalbini kırmaları için yolu gösteren de oydu. Kalbine giden yolu onlar rahat ilerlesinler diye güzelleştiren kolaylaştıran o idi. Dağılan parçalardan yeniden bir kişi olmak yerine daha çok eksiliyordu durmadan.

Son bir gayretle toparladı kendini. Derin bir nefes alıp kedi gibi gerindi. Söz verdi kendine duyguların darağacında asılan ben olmayacağım diye. Herkes göz kamaştırıcı bir halde gelir diğerine o yüzden bir şey anlamayız göremeyiz gerçekleri. Parlaklık zihnimizde iyidir diye yer edinmiş olmalı ki sorgulamayız gerisini. İnsanlar giderken ışığını da alır. İşte o zaman görürsünüz gerçek kişiliklerini. Marka değeriyle yaklaşanları tenis topu gibi uzağa fırlatıp onları baş döndürücü bir yolculuğa çıkarmaya ant içmişti. İçinizdeki boşlukları dışınızdaki insansılarla doldurmayın yoksa kırık kalpler durağında kaçıracağınız dolmuşlara el sallayıp durursunuz. Tatlı bir gülümseme yayıldı yüzüne. Dışarıdaki havayı içine çekip yeniden merhaba dedi hayata.

Geçenlerde okuduğu bir cümleyi aklına getirdi. İyi olduğun için herkesin sana adil davranacağını beklemek, vejetaryen olduğun için boğanın sana saldırmayacağını düşünmektir. (Nietzsche) İşte hayatın sırrı buydu. Kalem kırıldıysa kırıldığı yerden aç ve yeniden yazmaya başla. Unutma kimse seni senden daha iyi bilemez ve kimse sana senden daha fazla kötülük yapamaz. Beynini eğittiğin gibi kalbini de eğit. Huyunu suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme yoksa kaçıracağın keçilere çobanlık yapamazsın.(Şems-i Tebrizi)

Kalın sağlıcakla……..

İlgili Terimler :

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Seda AĞÇAM

Seda AĞÇAM

Son Yazıları

FACEBOOK'TA BİZİ BULUN