Dolar : Alış : 3.8277 / Satış : 3.8346
Euro : Alış : 4.5086 / Satış : 4.5167

İLAHİ NEFES

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » İLAHİ NEFES
28 Kasım 2017 - 9:52 | 56 kez okunmuş

Yüreğimizin en karanlık dehlizlerinde biriktirdik sevdalarımızı; tutkularımızı, hayallerimizi, ümitlerimizi. Bir ümit fısıltısı gibi, evrenin sırrını tek kelimeye indirmek sevdasındaki alpler misali, düştük; kılıç ve kalem girdâbına biz! Altaylar’dan yola revan olup, genlerimize gem vurulmayan, hürriyet aşkıyla at üstünde boy boyladık, soy soyladık. Dünyanın dört bir yanında on altı devlet kurduk şanla şerefle…

Umuda az kaldı. Şafak sökmek üzere. Ondandır ki, hep ümitvârımz karınca misali, ümidi turfanda tutmak adına, hürriyete, adalete âşık ruhumuzla karanlığa kibrit çakmaya gelmişiz dünyaya… At üstünde, kılıçla, okla, çıktığımız yolda, kalemle, ilimle medeniyetle mola verdik. İnsanlık âlemiyle hemhal olduk…

İnsanlığın atası olan Hz. Âdem babamızdan devir aldık biz bu mirası. Zifiri karanlık dünyayı aydınlatmak için âlemlere müjdeler fısıldayıp: “Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz”, diyen kâinatın En Sevgili Hz. Muhammed Mustafâ’sına ümmet olduk. Baş koyduk İlay-ı kelimetullah aşkına.

Niyazi Mısri misali yine düştük yola tenha garip. “Dide giryân, sîne biryân, akıl hayran bî haber… ”Uzak hayallerimiz, pembe mavisi düşlerimiz, sır dolu sözlerimiz, îlahi nefesimiz, otağlara, köylere, şehirlere, medreselere, pay-i tahtlara ulaştı. Dört yüz çadırdan cihangîr bir imparatorluk meydana getirdi o kudretli kılıcımız, kalemimiz ve billûr sesimiz.

En Sevgili’den aldığımız feyizle “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum, dedik ilmin kapısı Hz. Ali’yle. Bu buyrukla aşk uğruna, ilim irfan uğruna yola revân olan Âşık Yunus’la kırk yıl bekledik kapısını Taptuk Emre’nin.O’nun ruhundan ruhumuza akseden sadâ ile seslendik mazi derelerinden: ”İlim ilim bilmektir, İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsin, ya bu nice okumaktır. ”Deyü.

Bu keskin dönemeçte ruhumuz bedenimize yenik düştü. Kor alevler kapladı ruhumuzun kuytularını. Vefânın ve sevdanın Şemsi seslendi ötelerden yine bize: “Gel, gel ne olursan ol! Yine gel! ”O hâcâletli yüzümüzle ilim dergâhında karanlık ve aydınlık arasındaki o ince çizgiyi, gecenin ve gündüzün süzülüşündeki o hassas ölçüyü, billûr bir yaprak, şeffaf bir perde, saydam bir yürekte: O aşk ve ilim mektebinde “Hamdık, piştik, yandık” Elhamdülillah…

Fatihle çağ kapatıp, çağ açan Ak Şemseddin, Molla Güranî biz olduk. Nice kahramanları er meydanlarına sürüp; Malazgirt’te, Kosova’da, Varna’da, Mohaç’ta, Mercidabık’ta, Preveze’de, Çanakke’de, Kut’ul Ammare’de… Destanlar yazan yine biziz. At oynattığı üç kıtaya; hoşgörü, adalet, huzur ve medeniyet götüren; hanlar, hamamlar, imarethaneler, medreseler, köprüler, camiler, kervansaraylar inşa eden, gönül imaretleri yapan; Dede Korkut, Bizim Yunus, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Somuncu Baba, Mimar Sinan, Baki, Fuzûli, Karacoğlan, Mehmet Akif, Âşık Veysel, Necip Fazıl aynen yine biziz…

Erguvan kokulu nevbahar, yerini savrulan hazan yapraklarına bıraktığında, tek dişi kalmış canavarın koca çınarı devirmeye, hürriyet ve bağımsızlığımızı yok etmeye çalıştığında, yeri göğü zifiri karanlık kapladığında “ilk hedefimiz Akdeniz! İleri! Diyen komutan biz… Biz Türk! Biz hürriyet ve bağımsızlık aşığı Atatürk’üz!

Yedi düvele meydan okuyup küllerimizden yeniden doğduk. Doksan dört yıllık Cumhuriyet tarihimizde hürriyetimize ve bağımsızlığımıza kasteden dâhili ve harici düşmanlarımız; dünyada emsali görülmemiş bir hainlikte muhtıralarla, darbelerle, ihtilallerle, kurdurdukları onlarca terör örgütleriyle Sevr’i bize yaşatmaya baş koydular, and içtiler bir Haçlı azgınlığıyla…

Bunca oyun ve entrikalara karşı silkinip özümüze dönüp; her alanda modern, çağdaş ve gelişmişmiş bir ülke olmamızı, masum ve mazlumların hamisi olmamızı da hazmedemedi ağzı salyalı dost bildiğimiz ebedi düşmanlarımız… Haçlı ulahlarıları…

Hainlik ve alçaklığın pusu kurduğu, kan ve vahşet kokan puslu bir gecede, ufuklarda, kıvrım kıvrım kara bulutlar kol geziyor, gökyüzü ülkemizin başındaki hain pusuyla inliyordu 15 Temmuzun kara gecesinde. Hainler yerli işbirlikçilerle; ecdat kanlarıyla sulanmış candan aziz bildiğimiz vatanımızı, şanlı bayrağımızı, namusumuzu çiğnemek, devletimizi yok etmek, milletimizin istiklal ve hürriyetine son vermek için bombalar yağdırdılar masum ve mazlum milletimizin üstüne…

Ama nafile… Uğrunda; vatan, bayrak, namus, hürriyet varsa; Malazgirt’te, Niğbolu’da, İstanbulu’un Fethinde, Mohaç’ta, Preveze’de, Plevne’de, Çanakke’de, Kut’ul Ammare’de, daha sayamadığımız yüzlerce zaferde olduğu gibi Türk milletinin kanı depreşir, içinde volkanlar kaynar, kıyametler kopar ruh iklimlerinde…

Bırakır mı sandınız bu necip milleti Âlemlerin Sultan’ı? Yetişti imdada o Kutlu Nebi Bedir’deki sahabelerle, Allah’ın Arslanı Hz. Ali kaptı Hayber’in kalesini, Dede Korkut heyledi ötelerden; Alpraslan, Osman Gazi, Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Fatih, Yavuz, Kanuni, Gazi Osman Paşa, , Nene Hatun, Kara Fatma, Sütçü İmam, Mustafa Kemal Atatürk Mehmet Akif… Milyonlarca yeşil sarıklı ruh erleri ve şehitlerimiz ruh ve mana ikliminden sağnak sağnak akın ettiler kabirlerinden…meydanlara…

Ceddimizin ruhlarından ruhumuza akseden vatan aşkıyla bağımsızlığımızın gittiğini görünce milletçe hemen kemiklerimizi taş, etlerimizi harç, kanımızı su ettik. Erkekçesine ölümünün yüzüne gülüp, uçağa taşla, tanka göğsümüzle siper olduk. Ölüme meydan okuduk. Kimimiz gazi olduk, şehadet şerbetini içip vatan aşkına hepimiz Ömer Halisdemir olduk…

Yüksek bir kalp hassasiyeti ile tomurcuk güllerimizi hoyrat esen alçakçalara bırakmayan, cehalet rüzgârına kaptırmayan, vatanın ve bayrağımızın candan aziz olduğunu her körpe dimağa nakış nakış işleyen, mahâretli el, gizemli ses, tutkuyla sarıldığımız kor alevleri ellerimizle büyüten, gencecik evlatlarımıza şefkâtle, bakan, tutkuyla sarılan şeffaf bir

perde, saydam bir yürek, uzak hayaller, pembe düşler, sayıklayan umuda yelken açan biz çileye talip umut melekleri, biz öğretmeniz!

Bilmem hala tanımadınız mı bizi? Biz bir ses geçidi, yitik umutların umudu, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, mazlumu zalimden, haklıyı haksızdan ayırmakla görevli ruhların mimarı, Türk milletiyiz.

Âdem babamızın izinde, Hz. Muhammed’in sözünde, Mevlâna ve Yunus’un gönlünde, Fatih, Kanunî ve Yavuz Sultanların kılıcında, Abdülhamit’in adaletinde, Başöğretmen Mustafa Kemal’in ülküsünde latifçe, narince, ruhun imbiklerinden süzülüp, gelen o İLAHÎ NEFES. İşte o biziz…

Mustafa NARİN

Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

Eğitim-Bir-Sen Başkan Vekili

İlgili Terimler :

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Mustafa Narin

Mustafa Narin

Son Yazıları

FACEBOOK'TA BİZİ BULUN